Dijital Pazarlamada En Önemli 5 Ölçüt

Kurumsal sitenizin ayda ne kadar sayfa gösterimi yaptığı, ne kadar tekil ziyaretçi aldığı hakkında az çok bir fikriniz vardır. Peki, kaç kişinin gerçekten markanızla online’da etkileşime girdiğinden haberiniz var mı? Dijital pazarlamaya yatırdığınız paralar nereye gidiyor?
Kullandığınız web istatistik araçları, sitenizin kullanıcıları hakkında yığınla bilgi verir. Gözünüzün önünde bir sürü rakam uçuşurken, neye odaklanacağınızı bilemeyebilirsiniz, esas resmi görmek zor olabilir.
İşte, bunu engellemek için, şu 5 ölçütün üzerinden gözünüzü ayırmamalısınız:

1 – Dönüşüm Oranı
İşini iyi yapan tüm web analiz software’lerinin standart ölçütü ve çok önemli. Dönüşüm oranı, sizin tarafınızdan baştan tanımlanmış bir hareketi yapan (satın alma, başvuru veya üyelik formu doldurma vb.) kullanıcıların, toplam kullanıcılarınıza oranıdır. Hala sitenizde hedef sayfa(lar) (goal page) ve bunlara ulaşılabilecek huni (funnel) yapıları kurgulamadıysanız, biran önce yapın. Yoksa sitenizin veya sunduğunuz teklifin ne kadar başarılı olduğunu anlayamazsınız.Devamını Oku

Sosyal Medya Soslu Mikrosite Tarifi – 2

Bu başlığın ilk yazısında, dijital ajanslarının habire önlerine sürdüğü “bir mikro site daha yapalım” temcit pilavından da, sosyal medya ajansından gelen stratejik yaklaşımdan uzak tekil önerilerden de sıkılmış pazarlama profesyoneline bir tarif önermiştim: Sosyal medya sosuyla bu pilavı lezzetli kılabilecek bir tarif.

Sosyal medya sosunun, mikro siteye kullanıcı kazanma maliyeti ve müşteri ilişkileri açısından neler kattığına değinmiştim.

Gerçekten de bir çok büyük marka, bu gerçeğin farkına varmış, mikrositelerini sosyal medya ile tatlandırıp ortaya güzel örnekler çıkarmışlar.

Örneğin Nissan’ın “Master The Shift” kampanyası, sosyal medyayı bu anlamda çok verimli kullanmış bir pazarlama örneği:

Neredeyse 2,5 yıldır süren uzun soluklu kampanya, bisiklet, koşu ve yogayı birer tutku olarak öne çıkarıyor ve önde bu alanların ustası üç ünlü var: Lance Armstrong, Ryan Hall, and Tara Stiles. Kampanyanın omurgası bir yarışma. Yarışanlar, bir Nissan kazanma şansına sahip, bolca da spor gereci kazanıyorlar. Sürekli olarak emailing ile haberdar ediliyorlar ve içerik hep canlı tutuluyor. İçeride tüm sosyal medyaya da yayılmış egzersiz püf noktaları ve önerileri içeren videolar var. Bu videolar aynı zamanda gündemdeki Nissan modelini tanıtıyor ama son derece elegan biçimde: otomobiller göze sokulmuyor, tamamen bir hayat tarzının arka planındaki ayrılmaz parça olarak…

2010 yılı ortasında, Nissan bu sitenin bölümlerini aynen Facebook tab’lerine taşıdı. Her site bölümü ve sporcu kendi tab’inde yer aldı ve olay gayet güzel işledi, videolar iyi görüntülendi vs.

Facebook sayfasında, otomobil içeriği sadece Favorite Pages’a taşındı, böylece Nissan bu kampanyasında tamamen hayat tarzı vurgusuna ve kullanıcı interaksiyonuna odaklı kaldı.

Mikro-siteden Facebook’a geçmek kullanıcı için önemli bir deneyim farkı yaratmıştır, ama en önemli deneyim farkı Nissan için olmalı: Çok daha yüksek interaksiyon oranı.

Sosyal Medya Soslu Mikrosite Tarifi – 1

Etrafınızı sarmış, ‘guru’lukları kendilerinden menkul, bunca gürültüye rağmen hala tek bir başarılı işe imza atamamış ‘sosyal medyacı’lardan sıkıldınız mı? Peki, her kampanyada “mikrosite yapalım” temcit pilavını önünüze süren ‘kreatif’ dijital ajansınızdan?

Sıkıldınız ama bir çıkış yolu da bulamıyor musunuz? Hatta çıkış yolu arayacak zamanınız bile mi yok? Dert değil. İşte size hızla uygulayabileceğiniz pratik ve leziz bir tarif:

Sosyal medya sosunun mikro siteyi nasıl değiştirdiğini anlamak için önce iki önemli kritere bakalım:

1. Kullanıcı kazanma maliyeti

2. Müşteri İlişkileri

1. Kullanıcı kazanma maliyeti

Geleneksel mikrosite pilavını pişirirken ne yaparız? İlk olarak bir sürü parayı mikrositemizi tanıtmak için harcarız. İkinci adımda da oturur, bekleriz.

Sosyal sosun katkısı:

Sosyal medya yoluyla sesimizi yükseltiriz, Facebook, Twitter ve video siteleri sayesinde mesajımızın / içeriğimizin kullanıcılar tarafından share edilip yayılmasını izler, ara ara mesajı biraz daha iteriz. Arkamıza yaslanıp, kullanıcı kazanma maliyetimizin zamanla düşüşünün keyfine varırız. (Paylaşmaya değer iyi bir içeriğimizin olduğu varsayımıyla yazıyorum).

2 – Müşteri İlişkileri

Geleneksel mikrosite pilavı tarifimizde, ilk aşamada sitenin bir yerine iletişim formu koyarız. İkinci adımda da kullanıcıların gelip bize email’lerini vermesini umarız. Daha tecrübeli bir aşçıysak, kullanıcıyı ‘cokie’leyip bol bol ‘retargeting’ yaparız.

Sosyal sosun katkısı:

Sosyal medyayı, kaliteli kullanıcı deneyiminin ayrılmaz parçası yapan siteler, kullanıcıyla daha uzun soluklu paylaşım yapar, daha fazla veri toplar. Üstelik, markaya değer katarken bunu giderek azalan maliyetle yapar. Mikrositeler, Facebook ‘Like’ları ve Twitter ‘follow’larını kolaylaştırdıkları oranda, kullanıcıyla bir seferlik, bazen de saha uzun soluklu data transferinin yolunu açar, giderek büyüyen veritabanlarının tadını çıkarırlar.

Gelecek yazıda: Markalardan iyi örnekler.

Mikrosite çoktan öldü, ağlayanı yok! – 2

Bu başlıktaki ilk yazımda, marka çevresinde yaratılan mikrosite enflasyonunun yarattığı fırsat maliyetine değinmiştim. “Haydi bir mikrosite daha yapalım!” trenine atlamadan once bir marka yetkilisinin kendine sorması gereken soruları sıralamıştım: “Bir dakika, neden bir mikrositeye daha ihtiyacım var?”, “Mikrositelerle ilgili bir SEO stratejim var mı?” “Bir alan adı stratejim var mı?” vb.

Kendinize bu soruları sordunuz ve aldığınız yanıtlar bir kaçış planı yapmanız gerektiğini gösteriyorsa, buyrun size ayrıntılı kaçış planı önerileri:

Ne demiştik: zamanınızı, emeğinizi ve paranızı, mikro site yerine marka sitenize, sosyal medyaya ve yüksek trafikli reklam mecrasında markalı ve ilginç içerik üretmeye kanalize edin. Para dökerek, kalabalığı yine para döktüğünüz mikro sitenize çekmeye çalışmak yerine, içeriğinizi kalabalığın olduğu yere getirin. Conversion hedeflerinizi ana marka siteniz için belirleyip, kararlı bir şekilde hayata geçirin.

İçeriğinizi kalabalığın olduğu yere getirmek için mikrositeye de standart banner’a da alternatif oluşturan bol bol metod var. Kampanya deadline’ları ne kadar yakın olursa olsun, planlamacı ve kreatif kadronun aşağıdaki listeye göz atıp ilerlemesi gerekir. Böylece, en azından interaktif reklamcılık adına a) tüm katma değerli yerleşimler göz önünde bulundurulup doğru karar verilir, b) kullanıcının marka ile tam etkileşime geçmesi fırsatı kaçırılmaz.

Elbette, kampanya başlangıcında tüm bu kullanımların hepsi üretilecek diye bir şey yok, anlatmak istediğim, kampanya başlangıcında “Tamam tüm banner’lar tamamlandı, başlamadan bir iki özel mecra kullanımı da katalım, çeşni olsun”dan öte bir yaklaşım benimsenmesi gerektiği.

Bunları gözden geçirirken, alternatiflerin sonsuz olduğunu ve en yaratıcı kullanımların mecrayı en iyi tanıyanlar tarafından yapılabileceğini unutmamak gerekir: Dijital medya planlamacınız ve mecranın kendisi.
Rich media: Siteleri eğip büken, alttan üstten ekrana giren büyük reklam formatları ama sadece yanıp dönmez, bir mikrositenin yapabileceği herşeyi hatta daha iyisini yaparlar: Form / anket doldurtur, veritabanı toplar, video izletir, oyun oynatır, sergi açtırır, Facebook connect yaptırır… vb. Faydaları saymakla bitmez, ROI bazlı ve derinlemesine interaksiyon ölçüm raporu sunar.
Advertorial yerleşimler: Ham bir mücevher. Dikkat çekici bir copy ile, mümkünse her plana dahil olmalı. Sitede ön plana çıkacak, arama motorları bunları tarayacak, mesajınız büyük bölümü conversion’a açık yığınla kullanıcı tarafından tıklanacak.
Text linkler: Bu da küçük mücevher. Buradaki tek dert, kampanya mesajınız 150-160 karakterde anlatılabilecek mi, anlatılırsa da kullanıcı için anlamlı bir teklif olacak mı? Bu sorun değil diyorsanız, çok uygun maliyetle bir günde 75 Milyon gösterim mümkün.
Email metin sponsorluğu: Email içinde tepe banner mı, metin sponsorluğu mu diye sorarsanız, sponsorluğu seçerim. Embed haldeki metin sponsorluğu, Outlook’ta bloke edilmez, metin de kampanya mesajını öz ve etkili biçimde verir.
Tek başına email: Katma değerli bir şeçenek. Ama iyi birşeyler göndermeniz gerek.
White paper: Teknik içerikli bir B2B kampanyası mı yapıyorsunuz? En iyi white paper’larınızı alın, başlıkları kısa ve anlaşılır yapın, özeti tatlı bir dille yazın ki insanlar download etmek istesin. “Dağınık Nesne Yönetimi Mimarilerinden Corba ve Dcom Mimarilerinin Algoritma Karşılaştırması” yerine “Corba ve Dcom Hakkında Bilmeniz Gereken 10 Şey” gibi bir başlık atabilirsiniz.
Video statik reklamlar: Reklam videonuz olmayabilir, yine de video reklam yapın: YouTube’da hedef kitlenizle örtüşen kategorideki reklamların üzerine metin reklam açın. Kamera mı satıyorsunuz? “Nasıl fotoğraf çekilir” videolarını kullanın.
Facebook reklamları: Statik görsellisinden videolusuna, “Like” ettireninden, anket yaptıranına kadar çeşit çeşit Facebook reklam formatı sizi bekliyor.
Arama motoru Reklamları: Elbette, Adwords kampanyaları yapıyorsunuz, peki display kampanyanızı da entegre ediyor musunuz? İçerik ağına tıklama başı maliyetli video, Flash veya statik metin reklamlarını yayın. Video reklamların izlenme başı maliyetlerinin ne kadar düşük olabileceğine şaşıracaksınız. Çünkü kullanıcı reklamınızı izleyince değil, izledikten sonra tıklayıp sitenize giderse para yazacak.
Çekici teklifler: Yüksek interaktivitesi olan banner reklamlar çok iyidir, ancak kullanıcı dönüşümü tek hedefinizse ve bunun için de sitenizde gerekli patikaları kurguladıysanız, cephanenizi çekici önerilerle doldurun. Statik kreatifler ve dikkate değer tekliflerle dolu banner reklam alternatifleri yerleştirin ve tıklamaları bekleyin.
Hedef sayfalar: Bazen bir ajans tarafından hedef sayfa üretimi tamamlanmadan medya ajansına planlama çalıştırtılıyor, banner reklam yerleşimlerine karar vermesi bekleniyor. Oysa, planlamada yerleşimler, kreatiften bağımsız değerlendirmeye alındığında kampanya açısından ciddi kopukluk yaşanabiliyor.
Teşekkür sayfaları: Evet, kullanıcı gelip sitedeki formu doldurdu. Peki, onunla işiniz bitti mi? Form dolduruldu, teşekkür ederiz” sayfasında kuru bir teşekkür yetmez. “Teşekkür ederiz, şimdi ürünlerimize bir göz atmaya ne dersiniz?” veya ”Tam size göre müthiş bir teklifimiz daha var” veya “Müşteri iletişim merkezimizin numarası:…” daha iyidir.
Tetiklemeli email: İnsanlara spam atın demiyorum tabi, ancak bir defalığına sizinle işlem yapan kullanıcıya bir onay postası atmanız veya ilgisi için teşekkür edip ek bir teklif sunmanız iyi olacaktır.

Mikrosite çoktan öldü, ağlayanı yok! – 1

İtiraf ediyorum, mikrositeleri hiçbir zaman sevmedim. Bazı markaların neden kendi ana sitelerini ihmal edip, mikrosite enflasyonu yarattıklarını, ardından darmadağın bir site yığınıyla başbaşa kaldıklarını da hiçbir zaman anlamadım.

Mikrosite darken kastım, “zıpır” ve sözde kreatif bir fikircikten yola çıkıp, marka  ile bağlantısı zorlama olarak oluşturulan, dünya kadar medya yatırımı ile tanıtılmaya çalışılan  garip uzun isimli, hedef kitlesine hemen hiç değmeden unutulan, çöp olan siteler. Markayı çoğunlukla sulandırıp, doğru temsil edememelerinin yanında, bazen de markanın pazarlama iletişim çizgisiyle hepten çelişebiliyorlar. 2000’li yılların başından kalma, modası geçmiş olmalarını bir kenara bırakalım, ciddi bir pazarlama fırsatı kaybı yaratıyorlar ve üstüne üstlük birer arama motoru optimizasyonu kabusu halindeler.

Mikro site sahibi olmak için bahane bol: Bazen markanın ana sitesinin teknik olanakları kısıtlıdır, “cool” ve yanar döner bir kreatife izin vermiyordur, mikro site kreatif olarak daha geniş alan sağlıyordur, “ses getirelim”dir, rakip yapmıştır, biz de yapmalıyızdır vb. Ama gözden kaçırılmaması gereken şey şu: Mikrositeler yığınında boğulurken, marka sitenizin sağlığı açısından önemli bir fırsatı kaçırıyor olabilirsiniz. “Haydi bir mikrosite daha yapalım!” trenine atlamadan once marka yetkilisi kendine şu soruları sormalı:

“Haydi bir mikrosite daha yapalım!”… Bir dakika, neden bir mikrositeye daha ihtiyacınız var?

SEO konularına şimdilik girmeyelim. Herşeyden önce, bu yeni mikrositenin markanız ve hedef kitlenizle çelişmeyeceğine, erişilebilir hedeflere sahip olduğuna ve iletişim stratejinize uygun olduğuna emin misiniz? Gerçekten mi?
Yoksa bu, sadece ajansınızın yapmayı çok  istediği ve pazarlama brief’lerinizin karşılığı olarak önünüze ısıtıp ısıtıp koyduğu yemek mi? Karar verin.
Devam edelim…

Mikrositenizle ilgili bir SEO stratejiniz var mı?

Bir işi iki kere yapmayı sevenler  için mikrositeler biçilmiş kaftan. Bazı mantıklı pazarlama profesyonelleri, ana marka sitelerinden tasarım, içerik ve uygulama açısından tam olarak memnun olana dek yoğun bir çalışma içine giriyorlar ve aynı yolu başka bir site için tekrar  katetmeye de pek yanaşmıyorlar.

Bir site için arama motoru optimizasyonu açısından harikalar yaratmış olsanız da, bir sonrakinde aynı başarıya ulaşacağınızın garantisi yok, ekstra iş yüküne de değeceği şüpheli.

Yeni site için yeni içeriğin yaratılması, yeniden link geliştirme, trafik satın alma, bilinirlik yaratma çabaları, varolan ana marka sitenizin de çok işine yarayabilirdi. Kaldı ki, varolan link yönelimi ve oluşmuş kalite puanı sayesinde yeni içeriği eski sitenize koysanız, SEO açısından çok daha fazla faydası dokunurdu.

Bir alan adı stratejiniz var mı?

“Anahtar kelimenin alan adında geçmesi” çok sağlam bir teori gibi görünür ve çoğunlukla “neden bir mikrosite daha yapmalı”nın bahanesi olarak kullanılır, ama işe yaramaz. Eskiden alınmış, kullanılmış ve çok uygun bir alan adını karaborsasından almadıktan sonra, bu teorinin pek değeri yoktur. Evet, arama motorları alan adlarını hesaba katar ve SEO uzmanlarının ortak olarak vardıkları kanı, alan adının biraz yaşı, dolayısıyla güveni olmadığı sürece, SEO çalışmalarına kayda değer bir katkısı yoktur.

Mikrositenizi sonsuza dek yaşatmaya kararlı değilseniz…
…ki olmamalısınız, kaçış planınız ne olmalı?

Elbette gelecekte bir tarihte mikrositenize duyacağınız ihtiyaç düşecek, bu noktada ne yapmalı? Eğer duyurulan ürün veya hizmetiniz hala sabitse, mikrosite alan adını nereye yönlendireceksiniz? Toplanan veritabanı ile ne yapacaksınız? Mikrositenize yaptığınız yatırımın heba olmamasını nasıl sağlayacaksınız?

Peki mikro site yerine ne yapmalısınız?

Zamanınızı, emeğinizi ve paranızı, mikro site yerine marka sitenize, sosyal medyaya ve yüksek trafikli reklam mecrasında markalı ve ilginç içerik üretmeye kanalize edin. Para dökerek, kalabalığı yine para döktüğünüz mikro sitenize çekmeye çalışmak yerine, içeriğinizi kalabalığın olduğu yere getirin. Conversion hedeflerinizi ana marka siteniz için belirleyip, kararlı bir şekilde hayata geçirin. Çabanıza değecek.