Viral Videonun Gizli Formülü

Facebook’ta bir gün içinde piyano çalan sevimli kedi videosunu 10 binlerce kişinin “like” etmesi tesadüf mü yoksa viral pazarlama zekasının sonucu mu?

Elbette, yaratıcılık önemli bir faktör ama aynı zamanda online video için, deneme-yanılma yöntemiyle erişilen bir başarı formülü var gibi. En önemli etken tabi “paylaşılabilirlik”. Formülün diğer bileşenleri:

  • Kısa video daha iyidir.
  • Facebook bu işte  iyidir.
  • Paketlenmiş tüketici malları iyi çalışır.
  • Y Kuşağını ve kızları hedefleyin.
  • Amerika’nın doğu yakası bu işe daha duyarlı (bu bizi pek ilgilendirmiyor).

Jolie O’Dell, Mashable’daki yazısında “videonun viralleşmesi, sanattan çok bilimdir” diyor. Yazıya eşlik eden infografiğe bir göz atalım. Jun Group’tan Brian Sieber yaratmış.

Dijital Pazarlamada En Önemli 5 Ölçüt

Kurumsal sitenizin ayda ne kadar sayfa gösterimi yaptığı, ne kadar tekil ziyaretçi aldığı hakkında az çok bir fikriniz vardır. Peki, kaç kişinin gerçekten markanızla online’da etkileşime girdiğinden haberiniz var mı? Dijital pazarlamaya yatırdığınız paralar nereye gidiyor?
Kullandığınız web istatistik araçları, sitenizin kullanıcıları hakkında yığınla bilgi verir. Gözünüzün önünde bir sürü rakam uçuşurken, neye odaklanacağınızı bilemeyebilirsiniz, esas resmi görmek zor olabilir.
İşte, bunu engellemek için, şu 5 ölçütün üzerinden gözünüzü ayırmamalısınız:

1 – Dönüşüm Oranı
İşini iyi yapan tüm web analiz software’lerinin standart ölçütü ve çok önemli. Dönüşüm oranı, sizin tarafınızdan baştan tanımlanmış bir hareketi yapan (satın alma, başvuru veya üyelik formu doldurma vb.) kullanıcıların, toplam kullanıcılarınıza oranıdır. Hala sitenizde hedef sayfa(lar) (goal page) ve bunlara ulaşılabilecek huni (funnel) yapıları kurgulamadıysanız, biran önce yapın. Yoksa sitenizin veya sunduğunuz teklifin ne kadar başarılı olduğunu anlayamazsınız.Devamını Oku

Sosyal Medya Soslu Mikrosite Tarifi – 2

Bu başlığın ilk yazısında, dijital ajanslarının habire önlerine sürdüğü “bir mikro site daha yapalım” temcit pilavından da, sosyal medya ajansından gelen stratejik yaklaşımdan uzak tekil önerilerden de sıkılmış pazarlama profesyoneline bir tarif önermiştim: Sosyal medya sosuyla bu pilavı lezzetli kılabilecek bir tarif.

Sosyal medya sosunun, mikro siteye kullanıcı kazanma maliyeti ve müşteri ilişkileri açısından neler kattığına değinmiştim.

Gerçekten de bir çok büyük marka, bu gerçeğin farkına varmış, mikrositelerini sosyal medya ile tatlandırıp ortaya güzel örnekler çıkarmışlar.

Örneğin Nissan’ın “Master The Shift” kampanyası, sosyal medyayı bu anlamda çok verimli kullanmış bir pazarlama örneği:

Neredeyse 2,5 yıldır süren uzun soluklu kampanya, bisiklet, koşu ve yogayı birer tutku olarak öne çıkarıyor ve önde bu alanların ustası üç ünlü var: Lance Armstrong, Ryan Hall, and Tara Stiles. Kampanyanın omurgası bir yarışma. Yarışanlar, bir Nissan kazanma şansına sahip, bolca da spor gereci kazanıyorlar. Sürekli olarak emailing ile haberdar ediliyorlar ve içerik hep canlı tutuluyor. İçeride tüm sosyal medyaya da yayılmış egzersiz püf noktaları ve önerileri içeren videolar var. Bu videolar aynı zamanda gündemdeki Nissan modelini tanıtıyor ama son derece elegan biçimde: otomobiller göze sokulmuyor, tamamen bir hayat tarzının arka planındaki ayrılmaz parça olarak…

2010 yılı ortasında, Nissan bu sitenin bölümlerini aynen Facebook tab’lerine taşıdı. Her site bölümü ve sporcu kendi tab’inde yer aldı ve olay gayet güzel işledi, videolar iyi görüntülendi vs.

Facebook sayfasında, otomobil içeriği sadece Favorite Pages’a taşındı, böylece Nissan bu kampanyasında tamamen hayat tarzı vurgusuna ve kullanıcı interaksiyonuna odaklı kaldı.

Mikro-siteden Facebook’a geçmek kullanıcı için önemli bir deneyim farkı yaratmıştır, ama en önemli deneyim farkı Nissan için olmalı: Çok daha yüksek interaksiyon oranı.

Sosyal Medya Soslu Mikrosite Tarifi – 1

Etrafınızı sarmış, ‘guru’lukları kendilerinden menkul, bunca gürültüye rağmen hala tek bir başarılı işe imza atamamış ‘sosyal medyacı’lardan sıkıldınız mı? Peki, her kampanyada “mikrosite yapalım” temcit pilavını önünüze süren ‘kreatif’ dijital ajansınızdan?

Sıkıldınız ama bir çıkış yolu da bulamıyor musunuz? Hatta çıkış yolu arayacak zamanınız bile mi yok? Dert değil. İşte size hızla uygulayabileceğiniz pratik ve leziz bir tarif:

Sosyal medya sosunun mikro siteyi nasıl değiştirdiğini anlamak için önce iki önemli kritere bakalım:

1. Kullanıcı kazanma maliyeti

2. Müşteri İlişkileri

1. Kullanıcı kazanma maliyeti

Geleneksel mikrosite pilavını pişirirken ne yaparız? İlk olarak bir sürü parayı mikrositemizi tanıtmak için harcarız. İkinci adımda da oturur, bekleriz.

Sosyal sosun katkısı:

Sosyal medya yoluyla sesimizi yükseltiriz, Facebook, Twitter ve video siteleri sayesinde mesajımızın / içeriğimizin kullanıcılar tarafından share edilip yayılmasını izler, ara ara mesajı biraz daha iteriz. Arkamıza yaslanıp, kullanıcı kazanma maliyetimizin zamanla düşüşünün keyfine varırız. (Paylaşmaya değer iyi bir içeriğimizin olduğu varsayımıyla yazıyorum).

2 – Müşteri İlişkileri

Geleneksel mikrosite pilavı tarifimizde, ilk aşamada sitenin bir yerine iletişim formu koyarız. İkinci adımda da kullanıcıların gelip bize email’lerini vermesini umarız. Daha tecrübeli bir aşçıysak, kullanıcıyı ‘cokie’leyip bol bol ‘retargeting’ yaparız.

Sosyal sosun katkısı:

Sosyal medyayı, kaliteli kullanıcı deneyiminin ayrılmaz parçası yapan siteler, kullanıcıyla daha uzun soluklu paylaşım yapar, daha fazla veri toplar. Üstelik, markaya değer katarken bunu giderek azalan maliyetle yapar. Mikrositeler, Facebook ‘Like’ları ve Twitter ‘follow’larını kolaylaştırdıkları oranda, kullanıcıyla bir seferlik, bazen de saha uzun soluklu data transferinin yolunu açar, giderek büyüyen veritabanlarının tadını çıkarırlar.

Gelecek yazıda: Markalardan iyi örnekler.

Biz akıllı telefonlular…

BTK son raporuna göre Türkiye’de 136 milyon cep telefonu ve 61,9 milyon mobil abone var. Her yıl yaklaşık 2 milyar $’lık telefon ithal ediliyor. Türkiye’de 13,6 milyon smartphone ve 8 milyonun üzerinde 3G abonesi var. Android’li telefonların pazar payı %10’a çıkacak diye bekleniyor. Blackberry Torch, iPhone 4 derken biz akıllı telefonlular artık  önemli bir hedef kitleyiz.

Ama bize ulaşmak isteyen marka, bizi iyi tanımalı. Biz akıllı telefonumuzu mesaj ve konuşma dışında neden kullanırız?

İzlemek için: Akıllı telefonumuz sayesinde etrafımızda neler olup bittiğini izleriz. Uçak iniş saatini veya email’lerimizi kontrol ederiz, futbol maçının sonucuna veya döviz kurlarına bakar, kapatır, işimize devam ederiz.

Güncelleme için: Yeni durum gireriz, bir butona dokunur, yerimizi bildiririz. Bireysel mesaj yollamak yerine ağımızdaki tüm arkadaşlarımızı aynı anda güncelleriz.

Eğlence için: Akıllı telefonlarımız bizi eğlendirir de. Müzik dinleriz, oyun oynarız, video izleriz.

Cevaplar için: Dünyanın güneşe uzaklığı kaç kilometre? Fargo kaç yılında çekilmişti? Kafamıza takılmış bir sorunun yanıtını hemen bulmak isteriz ve cepten internete giriveririz.

Çok değil, üç dört yıl önce beliren bu ihtiyaçlarımızla pazarlama dünyası için yepyeni fırsatlar yaratırız. Web artık avucumuzun içinde, bunu biliriz ve bu ihtiyaçlarımız için en iyi deneyimi sunan markaları severiz.

Markanın, bize ulaşmak için beşyüz sayfa mobil içerik yaratmasına veya koca web sitesini mobil hale çevirmesine gerek yok. Bu ihtiyaçlarımızın herhangi birine iyi yanıt verebilecek olması bizim zamanla bilinçli veya bilinçsiz ona gitmemiz için yeterli.