Facebook’ta Markaları Neden ‘Like’ Ediyoruz?

ExactTarget, Nisan 2010’da Facebook kullanıcıları arasında bir anket yapmış ve bir marka veya şirket hakkında ‘beğendim’ demelerinin arkasındaki gerçek motivasyonları açığa çıkarmış.
Kullanıcılar, markaları şu sebeplerden ötürü ‘Like’ ediyormuş:
(yanıt %’lerinin toplamı %100’den fazla, bir kişinin motivasyonu birden fazla olabiliyor tabi):
%40 = İndirim ve promosyon kampanyalarından haberdar olmak için.
%39 = Bir markayı desteklediğini diğerlerine göstermek için.
%36 = Bedava deneme ürünü veya indirim kuponu için
%34 = Şirketin / markanın etkinliklerinden haberdar olmak için
%33 = Gelecek ürünlerden haberdar olmak için
%30 = Gelecek indirim dönemlerinden haberdar olmak için
%29 = Eğlenceli içerik için
%25 = Özel içeriğe erişebilmek için
%22 = Bir arkadaşı ‘beğenmesini’ önerdiği için
%21 = Şirket hakkında bilgi edinebilmek için
%13 = Şirket hakkında derinlemesine eğitim almak için
%13 = Marka ile iletişime geçmek, fikirlerini paylaşmak için

Yüzeysel olarak bakıldığında, sonuçlar, online kullanıcıların pazarlama mesajlarına kapalı olduğu yaygın inanışına ters düşüyor. Ayrıca hemen göreceğimiz gibi, en önemli ‘like’ sebepleri: indirim, promosyon kampanyaları, indirim kuponu veya bedava deneme ürünleri. Bir de eğlenceli içerik. Yani hem bedava, hem de işe yarayan şeyler!
Sonuçlardan çıkarılması gereken şey, aslında oldukça basit:
1 – Kullanıcıların farklı sebeplerle markanızı beğenebileceğini unutmayın.
2 – Facebook fan sayfanızda bu sebeplere yanıt verecek iyi bir ‘feed’ karışımı sunun.
3 – Bu karışımda işe yarayan ve bedava şeyler temel önceliğiniz olsun: İndirim, promosyon, kupon, bedava ürün… Veremiyorsanız, bari en azından insanları güldürün.

Sosyal Medyada ROI Bazlı Ölçümleme

Markasının sosyal medyada yapıp ettiklerini ROI bazlı olarak  ölçümleyemeyeceğini düşünen pazarlama profesyonelleri var. Sosyal medyanın çok yeni olduğunu, bildik ölçütlerin ve takip tekniklerinin uygulanamayacağını söylüyorlar.

Online’dan bahsediyorsak, herşey takip edilebilir. Sosyal medyada ROI da tıpkı online display veya aramadaki gibi sonuç üretir, sadece biraz daha geç sonuç üretir.

Sosyal medyadaki performans göstergelerine baktığımızda, çok da yeni şeylerle karşılaşmıyoruz:

1-İşlemler:

Arama motoru reklamcılığı veya online display reklam yapan her pazarlamacının yapılan işin  başarısını ölçmek için kullandığı kriterler.  Bu kriterleri, web sitesi, CRM sistemi veya call center için kullanırız. Kullanıcıdan veri toplama veya yönlendirme işlevi olan bir Facebook sayfası için de… Bunlar: Tıklama oranı (CTR), ziyaret, sayfa görüntüleme, tıklama başı maliyet (CPC), yönlendirme başı maliyet (CPL) ve satışa dönüşme satış geliri olabilir.

2-Sosyal istatistikler:
İlk bakışta yeni gibi görünürler ama yine online pazarlama işini bilen herkesin tanıdığı kriterler. Markamızın, Facebook, Twitter veya video sitelerindeki kanalı, içeriği veya  profiline ait ölçütler: Veritabanı: Toplanan ‘fan’lar, arkadaşlar, kaydolan kullanıcılar, API indirenler, follower’lar; Engagement: ‘Like’lar, yorumlar, paylaşımlar, retweet’ler; İzlenme: Video izlenme sayısı, SlideShare gösterimi, sosyal sitedeki sayfa gösterimi.

3-Buzz:
Bu kriterler de marka veya ürün hakkında “konuşulma” seviyesini ve bunun etkisini (veya erişimini) gösterir. Konuşma: Twitter tweet’lerinin sayısı, blog ve forum post’larının sayısı, yorum sayısı; Erişim: Konuşmayı yapan kullanıcıların veya blogger’ların sayısı; Durum: Pozitif ve negatif konuşmaların sayısı; Contekst: Konuşulanların ve yorumların konu başlıkları ve kapsamı.

Birçok reklamveren veya ajans için bu ölçütlerin bir ekrana dökülmesi başta zor gelebilir.  Aslında düşünüldüğü kadar zor değil. Yeter ki, önce işin teknolojisini ve akışını oturtun, sonra da gözünüzü sizin için en önemli başarı kriterleri neyse onlara dikin.

Türkiye Internet Reklamcılığında Büyük Gelişme

IAB Türkiye, 29 Eylül günü, sektöre, kullanıcı paneli bazlı sosyo demografik datayı, Ağustos datası ile beraber sundu. (Kullanıcı panelinde yaklaşık 40.000 kullanıcıya ulaşıldı, 50.000 hedefleniyor.).

Sene başından itibaren IAB Türkiye tarafından her ay sonunda gönderilen site bazlı trafik verisinde araştırmaya katılan sitelerin sayfa gösterimlerini, gerçek tekil kullanıcı sayılarını, kullanıcıların bu sitelerde ne kadar zaman harcadığını, sayfa başına harcanan zamanı vb. görebiliyorduk.

Artık bu siteleri kimlerin kullandığını da görebiliyoruz. Sene başından itibaren site bazlı datadaki ‘real user’ (gerçek tekil kullanıcı sayıları) metriği üzerinden ölçümü gerçekleştirilecek kullanıcı bazlı sosyo-demografik data ile beraber biz dijital medya planlamacıların hayatı olumlu yönde değişiyor.

Şimdi gemiusExplorer programını bir dijital medya planlama arayüzü olarak çalıştıracağız. Yani, Eylül ayı başından itibaren son gelen ölçüm datasını yine bu programla açıp, bu kez;
* Planlama yapmadan önce hedef kitlemizi ince detayıyla tanımlayıp (SES Grubu, Yaş, Cinsiyet, Yer, Eğitim, Meslek, Hane Halkı, Medeni Hali, Çocuk sayısı, Kredi Kartı Sahipliği, Özel Araba Sahipliği, İnternete nereden bağlandığı vb.vb.)

* İstediğimiz isimle kaydedip (Pepsi Max hedef kitlesi, Vodafone Mobile Broadband hedef kitlesi vb.)
* Tüm veya seçtiğimiz web sitelerinde bu hedef kitleye en fazla erişim sağlayan siteleri görebileceğiz,
* Bu sitelerin audience’ı ile tanımladığımız hedef kitlenin uyumunu Affinity indexten kontrol edip,
* Cross kontrol ile kullanıcıların belirlediğimiz sitelerde ne derece overlap ettiğini görüp, ‘max. audience duplication’ yüzdesi yüksek olan siteyi eleyeceğiz,
vb, vb…

Yani, bu araç Eylül’den itibaren site bazlı trafik ve kullanıcı bazlı sosyo-demografik profil datasının birleşiminden oluşan datayı sunacak, web sitelerinin belli hedef kitlelerde erişim ve frekans datalarını analiz etmemizi sağlayacak.

Sektör hakkındaki bilgisini, temel medya planlama bilgisiyle harmanlayan, TV ve gazete planlamacı arkadaşlarının nelere dikkat ettiğini öğrenen ve aracı iyi kullanan dijital medya planlamacılar, geleceğin mesleğine hazır olacaklar: ‘Screen planner’.

Web is dead.

Wired’ın baş editörü Chris Anderson bu ayki sayıda, The Long Tail veya “Atoms Are The New Bits” demiyor, web’in öldüğünü açıklıyor.  Michael Wolff ile birlikte kaleme aldıkları “Web is Dead” adlı makalede, Anderson, temelde mobil cihazların insanları bilgisayar ekranından ve browser’dan uzaklaştırdığını, insanların web’e girmediklerini ve yerine aslında yine internetten beslenen aplikasyonlara yöneldiğini anlatıyor. “Internet, gerçek bir devrim ve elektrik kadar önemli. Sürekli evrimleşiyor, onunla yapıp ettiklerimiz de evrim geçiriyor. Internet masaüstünden kalkıp cebimize girdiğinde esas doğası değişti. Açık kodlu web dünyası, internetin ergenlik dönemiydi…” diyor. Okumak lazım. Anderson, Doğuş Yayın Grubu’nun 26 Ekim’de düzenleyeceği Yeni Medya Düzeni Konferansı‘nda konuşmacı. Ekim ayı, bol bol dijital konferansla geçecek, Yeni Medya Düzeni, şimdiden en dolusu gibi görünüyor.

İşe Yaramaz Web Sitelerinin 4 Özelliği

Elbette, web siteniz için çok uğraşmış olabilirsiniz, her pixel mükemmel, hizalamalar, boşluklar göze hoş görünür, başlıkların fontu çok güzel olabilir. Ne yazık ki, güzel bir web sitesinin işe yaramaz olması çok kolay.

İşte bir web sitesini işe yaramaz yapan özellikler:

  1. Web siteniz arama motorunda bulunamıyor: Büyük şirketlerin web siteleri arama motoru optimizasyonundan nasibini almamış olsa bile, rahatça bulunabilirler. Ne yazık ki, geri kalan bizlerin böyle bir şansı yok. Bu özellikle tamamen Flash ile üretilmiş ve göze hoş görünen sitelerin derdi. Bunların Google tarafından genelikle sadece ana sayfa kodunun Flash dosya haricindeki bölümleri endekslenebiliyor. Bazı sitelerin ise Flash sorunu yok ama bunlar da sayfa başlıklarını ve URL’leri bile -yani arama motoruna sayfalarının ne hakkında olduğunu söyleyebilecek en temel alanları- optimize etmiyorlar.
  2. Web siteniz sadece şirketinizin en havalı özelliklerini sayıp döküyor: İyi hoş da, şirketten beklentisi olan biri veya potansiyel bir müşteri açısından bunun pek önemi var mı? Bu kullanıcı sadece problemini nasıl çözeceğinizle ilgili olacaktır. Eğer içeriğiniz sadece kim olduğunuz, ne iş yaptığınız ve şirket haberlerinden ibaretse, bir daha düşünün.
  3. Web siteniz o kadar yanar döner veya o kadar ‘cool’ ki, insanlar nereye tıklayacaklarını bile bulamıyorlar: Kullanıcıların konsantrasyon sürelerinin kısa olması  bir sır değil. Bu yüzden havalı bir biçimde gizlenmiş site menüsü, sadece kullanıcıyı anında başka yere zaplatmaya yarar. Sadece iki menu elemanınız mı olacak? Bari bu ikisi potansiyel müşteri ihtiyaçlarına cevap veren içeriği sunsunlar. Ama en iyisi, araştırma veya satın alma aşamasında bulunabilecek kullanıcı tipleri için gerekli  tüm opsiyonları sunmak.
  4. Web sitenize girer girmez bir ses duyuluyor. Belki oldukça ilginç bir video veya hip bir müzik seçtiniz ve auto-play’de set ettiniz. Bu, birinci dereceden bir pazarlama hatası olmayabilir, ama en azından rahatsız edici olduğunu kabul edelim. Kullanıcı, sessiz iş ortamında otururken, birden hoparlöründen patlayan sesi çekmek zorunda değil. Sitenizde gezip, talep formu doldurmak yerine ne yapacak? Sekmeyi kapatıp derhal uzaklaşacak.

İşe yarayan bir web sitesi istiyorsanız, en azından aşağıdakileri uyguladığınızdan emin olun:

  • Sitenizin -en azından- belli başlı sayfalarını optimize ettirin ve bunlar, ilgili anahtar kelime aramalarında ilk sayfalarda çıksın.
  • Siteden gelen potansiyel müşteri talepleriyle ilgilenmenin şirket içi metodlarını kesin olarak belirleyin, şirketinizde bununla ilgili kişileri brief’leyip görevlendirin.
  • Site navigasyonu basit, ürün / hizmete nasıl ulaşılacağı son derece açık olsun.
  • Ve lütfen otomatik başlayan ses / video koymaktan  vazgeçin :).

Bu önlemler, potansiyel müşterinizin sitenizde zaman geçirmesini, şirketinizle iletişime geçmesini ve müşteriniz olmasını kolaylaştıracaktır.