Mikrosite çoktan öldü, ağlayanı yok! – 1

İtiraf ediyorum, mikrositeleri hiçbir zaman sevmedim. Bazı markaların neden kendi ana sitelerini ihmal edip, mikrosite enflasyonu yarattıklarını, ardından darmadağın bir site yığınıyla başbaşa kaldıklarını da hiçbir zaman anlamadım.

Mikrosite darken kastım, “zıpır” ve sözde kreatif bir fikircikten yola çıkıp, marka  ile bağlantısı zorlama olarak oluşturulan, dünya kadar medya yatırımı ile tanıtılmaya çalışılan  garip uzun isimli, hedef kitlesine hemen hiç değmeden unutulan, çöp olan siteler. Markayı çoğunlukla sulandırıp, doğru temsil edememelerinin yanında, bazen de markanın pazarlama iletişim çizgisiyle hepten çelişebiliyorlar. 2000’li yılların başından kalma, modası geçmiş olmalarını bir kenara bırakalım, ciddi bir pazarlama fırsatı kaybı yaratıyorlar ve üstüne üstlük birer arama motoru optimizasyonu kabusu halindeler.

Mikro site sahibi olmak için bahane bol: Bazen markanın ana sitesinin teknik olanakları kısıtlıdır, “cool” ve yanar döner bir kreatife izin vermiyordur, mikro site kreatif olarak daha geniş alan sağlıyordur, “ses getirelim”dir, rakip yapmıştır, biz de yapmalıyızdır vb. Ama gözden kaçırılmaması gereken şey şu: Mikrositeler yığınında boğulurken, marka sitenizin sağlığı açısından önemli bir fırsatı kaçırıyor olabilirsiniz. “Haydi bir mikrosite daha yapalım!” trenine atlamadan once marka yetkilisi kendine şu soruları sormalı:

“Haydi bir mikrosite daha yapalım!”… Bir dakika, neden bir mikrositeye daha ihtiyacınız var?

SEO konularına şimdilik girmeyelim. Herşeyden önce, bu yeni mikrositenin markanız ve hedef kitlenizle çelişmeyeceğine, erişilebilir hedeflere sahip olduğuna ve iletişim stratejinize uygun olduğuna emin misiniz? Gerçekten mi?
Yoksa bu, sadece ajansınızın yapmayı çok  istediği ve pazarlama brief’lerinizin karşılığı olarak önünüze ısıtıp ısıtıp koyduğu yemek mi? Karar verin.
Devam edelim…

Mikrositenizle ilgili bir SEO stratejiniz var mı?

Bir işi iki kere yapmayı sevenler  için mikrositeler biçilmiş kaftan. Bazı mantıklı pazarlama profesyonelleri, ana marka sitelerinden tasarım, içerik ve uygulama açısından tam olarak memnun olana dek yoğun bir çalışma içine giriyorlar ve aynı yolu başka bir site için tekrar  katetmeye de pek yanaşmıyorlar.

Bir site için arama motoru optimizasyonu açısından harikalar yaratmış olsanız da, bir sonrakinde aynı başarıya ulaşacağınızın garantisi yok, ekstra iş yüküne de değeceği şüpheli.

Yeni site için yeni içeriğin yaratılması, yeniden link geliştirme, trafik satın alma, bilinirlik yaratma çabaları, varolan ana marka sitenizin de çok işine yarayabilirdi. Kaldı ki, varolan link yönelimi ve oluşmuş kalite puanı sayesinde yeni içeriği eski sitenize koysanız, SEO açısından çok daha fazla faydası dokunurdu.

Bir alan adı stratejiniz var mı?

“Anahtar kelimenin alan adında geçmesi” çok sağlam bir teori gibi görünür ve çoğunlukla “neden bir mikrosite daha yapmalı”nın bahanesi olarak kullanılır, ama işe yaramaz. Eskiden alınmış, kullanılmış ve çok uygun bir alan adını karaborsasından almadıktan sonra, bu teorinin pek değeri yoktur. Evet, arama motorları alan adlarını hesaba katar ve SEO uzmanlarının ortak olarak vardıkları kanı, alan adının biraz yaşı, dolayısıyla güveni olmadığı sürece, SEO çalışmalarına kayda değer bir katkısı yoktur.

Mikrositenizi sonsuza dek yaşatmaya kararlı değilseniz…
…ki olmamalısınız, kaçış planınız ne olmalı?

Elbette gelecekte bir tarihte mikrositenize duyacağınız ihtiyaç düşecek, bu noktada ne yapmalı? Eğer duyurulan ürün veya hizmetiniz hala sabitse, mikrosite alan adını nereye yönlendireceksiniz? Toplanan veritabanı ile ne yapacaksınız? Mikrositenize yaptığınız yatırımın heba olmamasını nasıl sağlayacaksınız?

Peki mikro site yerine ne yapmalısınız?

Zamanınızı, emeğinizi ve paranızı, mikro site yerine marka sitenize, sosyal medyaya ve yüksek trafikli reklam mecrasında markalı ve ilginç içerik üretmeye kanalize edin. Para dökerek, kalabalığı yine para döktüğünüz mikro sitenize çekmeye çalışmak yerine, içeriğinizi kalabalığın olduğu yere getirin. Conversion hedeflerinizi ana marka siteniz için belirleyip, kararlı bir şekilde hayata geçirin. Çabanıza değecek.

Fortune 100 şirketleri sosyal medyayı nasıl kullanıyor?

Aşağıdaki infografik, Fortune 100 şirketlerinin sosyal medya kullanımları ve taktikleri üzerine sadece istatistiksel veri sunmuyor, en önemli stratejik konunun araçların, platformların ve kanalların önceliklendirilmesi olduğu da ortaya koyuyor. En az iki senedir sosyal medyanın getirdiği yeni iletişim paradigması üzerine kafa yoran reklamveren ve ajansların stratejik yol haritalarına ışık tutması amacıyla:

Yeni Pazarlama Eski Pazarlamaya Karşı

Haziran 2009’da Forrester tarafından yayınlanan araştırmaya göre (US Interactive Marketing Forecast, 2009 to 2014), reklamverenler medya yatırımlarını konvansiyonel kanallardan çekme ve yeni interaktif pazarlama kanallarına yönlendirme eğilimine girmişler.
“Önümüzdeki 3 yıl içinde hangi pazarlama pazarlama taktiklerinin etkinliğinin artacağını, hangilerinin azalacağını öngörüyorsunuz?” sorusuna verdikleri yanıtlar interaktif kanalların lehine olmuş.
Türkiye medya manzarasına baktığımızda ise, interaktif kanalların öneminin kağıt üstünde kaldığını, uygun fiyatlı ve geniş erişimli olan internetin planlarda hala üçüncü mecra olarak öne çıkamadığını görüyoruz. Markalar, TV fiyatıyla yayına girdi / giremedi sorunlarını en yoğun yaşadıkları dönemlerde dahi internetin fiyat avantajını ve etkinliğini göz ardı edebiliyor. Pazarlama yöneticileri, hedef kitlelerini internette de yakalayabileceklerini hem de çok uygun maliyetle yakalayabileceklerini göremeyebiliyor. Oysa internet ölçümleme araştırması Eylül’den beri sosyodemografik veri üretiyor ve bu veri de satın alma kararı verenlerin de internette olduğunu, haber okuduklarını, video izlediklerini ve tam da reklamverenin istediği incelikte hedeflenebileceklerini söylüyor…

Online Medya Satış Network’leri Avantaj mı?

Online Reklam Network’leri ve Avantajları
RD’nin Ağustos ayında açıkladığı 2010 yarı yıl verisine göre, 2009 aynı döneme göre en fazla büyüyen mecra internet. Türkiye display reklam yatırımı, 2009 ilk yarı yıl döneminde 74 milyon lira iken, 2010 ilk yarıyılda 121 milyon liraya yükselmiş.  IAB Europe AdEx datasına göre ise, Türkiye online display reklam pastası 2008’de 108 Milyon €, 2009’da 120 Milyon €.
İnternet toplam reklam yatırım pastasının bu yıl sonunda en az %7’sini alacakmış gibi görünüyor. %50’sini alsa bile halen ciddi bir rakama ulaşamayacağımızı, esas pastanın daha büyümesi gerektiğini, daha dar bakacak olursak, arama motoru reklamcılığının kendini her yıl katlamasını, sosyal medyanın dijital pazarlamacılar açısından bu yılın en sıcak konusu olmasını… vb. şimdilik bir kenara bırakalım.  Sadece online display reklamcılığa odaklanalım.
Online display reklam deyince, akla reklam network’leri geliyor ve geniş erişimli, etkin dijital planlama için medya ajanslarına en verimli yöntemi halen onlar sunuyor. Avantajlarına tek tek değinmeden önce, reklam network’lerinin kısa tarihine  bir göz atalım:

Eski Günler (1994 – 2004)
İçerikle ilgili olmasına dikkat edilerek, basit reklam yerleşimleri satın alınan dönem. Elbette bıçak gibi kesilmedi, halen etkisi azalarak sürüyor. Otomobil reklamları, otomobil sitelerinde, laptop reklamları, yazılımcı forum sitelerinde vb.
Ücretlendirme, offline CPM’lerin minicik bir kısmına karşılık geliyorsa da, niche hedef kitle erişimli bazı siteler sayesinde online CPM’ler offline mecra karşısında daha da aşağılara düşmekten kurtuldu.
Web mecrasının 2000’li yılların başında patlamasıyla,  dijital kampanya planlamasına verilen önem biraz arttı ama bu ekiplerin iş yükü orantısız büyüdü. Elbette, portal’ler mass erişim avantajı verirken, küçük siteler de medya planlarına girebilmek için medya ajanslarına kreatif esneklik ve teknik yardım sağlıyorlardı. Ancak, online’da basit bir kampanya planlanırken bile dikkate alınması gereken site sayısı arttıkça artıyor, medya ajanslarının tüm seçenekleri ve satın alma biçimlerini değerlendirmesi operasyonel yüklerini daha da ağırlaştırıyor, reklamverenlerin kafası bu kadar çok seçenek karşısında karışıyordu (bir de o zamanlar bu kafa karışıklığının toplam medya yatırımının sadece %2’si için yaşandığını düşünelim, bir avuç suda fırtına kopuyor, durum daha da ağırlaşıyordu).
Sayıları giderek artan reklam network’lerinin piyasaya, bünyelerinde barındırdıkları onlarca siteyle, birbiri ardına girmeleri, medya ajansları ve reklamverenler açısından oyunun kurallarını değiştirdi. Reklam network’lerinin havuzlarında küçük ilgi siteleri olduğu kadar, kendilerine satışta yardımcı olacak bir aracıda avantaj gören, marka olmuş büyük siteler de vardı. Reklam network’leri sitelerini dikey içerik kategorilerine ayırdılar (haber, teknoloji, spor, otomobil, sağlık, kadın hedef kitle vb.) ve medya ajanslarının ve markaların içeriksel hedefleme yapmalarına olanak tanıdılar.
Bugün, Türkiye’de kaliteli reklam network’leri, biz dijital medya planlamacıların iş hayatlarındaki vazgeçilmez çalışma arkadaşları. Neden mi?

Reklam Network’lerinin Avantajları
Ölçek. Erişim en büyük web siteleri için bile bir mücadele alanı. (IAB Türkiye internet ölçümleme verisine göre) Türkiye’deki 23,8 Milyon internet kullanıcısına tek başına erişmek kimsenin harcı değil, ancak bazı reklam network’leri büyük erişim rakamlarına ulaşmış durumda.
Fiyat avantajı. En gözde web sitelerinde dahi uygun fiyat avantajı, büyük oranda, reklam network’leri sayesinde sağlanıyor.
Esnek fiyatlandırma modeli. CPC, CPL, CPA gibi performans bazlı maliyet birimleri, yani reklamveren açısından en kabul gören display fiyatlandırma metodları, medya ajanslarının hayatına reklam network’leri sayesinde girdi, yeni modeller de yine onlar tarafından oluşturuluyor.
Teknolojide öncülük. Medya artık bir ‘spray and pray’ oyunu değil. Niş hedef kitleler, çeşitli segmentleme teknikleriyle reklam network’leri tarafından, onları hedefleyen reklamverenlere pek de niş olmayan erişim rakamlarıyla sunuluyor: İş Seyahatine Çıkanlar, Çalışan Genç Anneler, Teknoloji Düşkünleri, vb. Bu da medya ajansının, marka mesajını almaya en hazır kitleye, en ilgili reklamı göstermesini sağlıyor.
Transparanlık. Reklam network’leri biz planlamacılar için online display’de de optimizasyonun yolunu açtı. Böylece tüm kampanya planı bazında, hangi reklamın hangi sitenin hangi alanında en iyi performans göstereceğine dair hem network tarafında hem de kendi reklam sunucularımızda ilgili veri birikiyor ve bize sürekli kampanya optimizasyonu şansı veriyor.
Kalite. Bugün bir çok reklam network’ü marka olmuş web sitelerini parlatıp rafa koyuyor, onların reklam mecrası olarak kaliteli hizmet sunabilmesine ve medya ajanlarıyla kreatif projeler yaratmalarına yardımcı oluyor.

Pazarımızdaki kaliteli satış network’lerinin bu özelliklerinden ödün vermemeleri halinde, marka değerlerini önümüzdeki 4-5 yılda da koruyacaklarına inanıyorum. Sonrasında dengeler biraz değişecek ve Ad Exchange dönemine girilecek (konuyla ilgili yazılar: 1 ve 2).

Online Reklama Kimler, Neden Tıklıyor?

Online display reklamcılık, dijitalde içerik üretenlerin en önemli gelir kapısı. Bloomberg.com’dan Brett Pulley’in makalesine göre, Times Co.’ya ait NYTimes.com, About.com ve Boston.com sitelerinin reklam geliri 2010 ilk yarıyılda 2009’un ilk yarıyılına göre %20.5 artarak 94.3 Milyon $’a ulaşmış.
Peki online reklamlara kimler tıklıyor?
ReTargeter da datayı StateOfTheMedia ve ComScore’dan alarak, online reklamcılık hakkında kullanıcıların düşüncelerini son verilerle bir infographic haline getirmiş.
Amerika’da tüm internet kullanıcılarının %71’i online haber okuyucusu, bu rakam tüm kişilerde %53’e karşılık geliyor.
2009 ile 2010 ilk çeyrek yıl karşılaştırmasında yayınlanan online reklam sayısı %15.5 artarak 1,1 trilyon formata ulaşmış.
Online haber okuyucularının %81’i banner reklamın gerekli olduğunu, çünkü böylece haberi ücretsiz okuyabildiklerini söylemiş ve %21’i DE reklamlara tıkladığını belirtmiş.
Internet display reklam pastasının 2010 H1’de %34’ünü Facebook (%16), Yahoo network’ü (%12) ve Microsoft network’ünden (%6) oluşturuyor.