Sosyal Medyada Asosyal Markalar

Sosyal medya, bazı ajansların size düşündürmek istediğinin aksine, aslında gül bahçesi değil. Fan sayfanızı açtınız ve “Hey, artık ben de buradayım.” dediniz, iyi kötü duyurusunu yaptınız diye insanlar topluluğunuza dahil olmak için sıraya girmeyecekler. Hatta, sayfanıza koyduğunuz ve övündüğünüz içeriğin size topluluk ile mutlu bir ilişki mi yoksa mutsuzluk mu getireceği belli olmaz.
Bir günde kazanılan dev sosyal medya başarı hikayeleri çoğunlukla istisnai. Zaten sosyal medyada başarınızın ölçütünü tam olarak belirlediniz mi? Videonuzun veya mesajınızın 500 kişi tarafından post edilişi başarı mı mesela? Çoğunlukla marka içeriğinin virale gitmesi şans eseri oluyor ya da sosyal medya ajansınızdaki üç kişinin 500’er arkadaşından 100er tanesinin birbirine zoraki post edişiyle. İyi bir sayı ile viralleşti diyelim, birçok marka, viral içeriği kendi lehine döndüremiyor veya bunun markaya olumlu / olumsuz etkisini ölçümleyemiyorlar.

Sadece İzlemek Yetmez
Buzz tracking araçları müthiş araçlar. İster marka ister ürün, ister şirket adı üzerine çalıştırılsın, doğru yönlendirme yapabiliyorlar. Genellikle Türkçeyi semantik olarak anlamak için yapay zeka çalıştırmıyor ve işin olumlu / olumsuz / nötr yorumunu insan eliyle yapıyor olsalar da iyi ölçütler sunabiliyorlar. Sadece buzz tracking verisine bakıp derinlemesine inceleme yapmayan markalar, “E süper, bütün forumlarda bütün bu insanlar bizim hakkımızda konuşuyor, hemen kendi forum alanımızı açalım, gelip bizim forumumuzda konuşsunlar” gibi garip bir eğilime girebiliyorlar. Bir çok sosyal medya ajansının “markalı topluluk” fikrini ısıtıp ısıtıp önümüze sürmesi de bu yüzden. “Madem bizim hakkımızda konuşuyorlar, bizim alanımızda konuşsunlar”. Bu kadar basit olsaydı keşke.
“Yazılımı kiraladık, kullanışlı bir dashboard’umuz var, şirket içinde de sanal kapıları açtık duyurusunu yaptık”la iş bitseydi hayat kolay olurdu. Oysa, bir online topluluk yaratmak, hem şirket içi hem şirket dışı ciddi bir kaynak ve eğitim isteyen ve büyük sorumluluk gerektiren bir zorlu süreç. Hazır “tak-çalıştır” topluluk yönetimi paketleri sunan sosyal medya ajanslarının,  aslında markanın yapması gereken büyük yatırım gibi konulara pek girmemesine şaşmamalı. İşi Facebook fan sayfasının konsepti ve açılışı ile sınırlandırmak işlerine geliyor.

Hedef Kitleyi de Anlamak Gerek
Buzz tracking verisinde, markanız hakkında süregiden konuşmaları izlerken bu insanların sadece nerelerde konuştuğuna değil, nasıl, neden ve ne zaman konuştuklarına da dikkat etmelisiniz. Buralardan marka olarak hangi ihtiyacı doyurmanız gerektiğine dair bolca ipucu çıkacaktır.
Hepimiz alışkanlıklarına bağlı yaratıklarız ve çoğu zaman değişiklikten hoşlanmayız. Eğer bir yerlerde tam da ilgilendiğimiz konuda aktif bir topluluk bulursak, oraya bağlı kalırız. Bir markanın gelip de bizi yepyeni topluluğuna katması zordur, “İşte buradayım.” diye bağırıp, kendine çekmeye çalışan markanın işi daha da zordur. Sahici ve sürekli bir ilgiyle hedef kitlesi ile ilişki kurmaya çalışan markanın hayatı ise çok daha kolaydır.
Buzz izleme verisini derinlemesine incelemezseniz, marka mesajlarınızın farklı hedef kitleleriniz tarafından ne şekilde tüketildiğini ve kimin ne istediğini anlayamazsınız. Bir katman, forumlarda sohbeti seviyor, bir katman ise bilgi peşindeyse, ilki için forum sitelerinde aktif dinleme ve gerektiğinde müdahale yapın, ikinci katman ise ürün / servisinizle ilgili bilgiendirici bir marka blogu açın.

Son Olarak…
İçinde bulunduğumuz ekonomik koşullarda, markaların yaptıkları iletişim yatırımlarını en ince detayına kadar getirisiyle incelemesi gerekiyor. Sosyal medya iletişimi neden bundan muaf olsun? Hedef kitle her yerde. Online’dan bahsediyorsak, herşey takip edilebilir. Sosyal medya da tıpkı online display veya aramadaki gibi sonuç üretir, sadece biraz daha geç sonuç üretir. Daha fazla bilgi için: Sosyal Medyada ROI Bazlı Ölçümleme.

Fortune 100 şirketleri sosyal medyayı nasıl kullanıyor?

Aşağıdaki infografik, Fortune 100 şirketlerinin sosyal medya kullanımları ve taktikleri üzerine sadece istatistiksel veri sunmuyor, en önemli stratejik konunun araçların, platformların ve kanalların önceliklendirilmesi olduğu da ortaya koyuyor. En az iki senedir sosyal medyanın getirdiği yeni iletişim paradigması üzerine kafa yoran reklamveren ve ajansların stratejik yol haritalarına ışık tutması amacıyla:

Facebook’ta Markaları Neden ‘Like’ Ediyoruz?

ExactTarget, Nisan 2010’da Facebook kullanıcıları arasında bir anket yapmış ve bir marka veya şirket hakkında ‘beğendim’ demelerinin arkasındaki gerçek motivasyonları açığa çıkarmış.
Kullanıcılar, markaları şu sebeplerden ötürü ‘Like’ ediyormuş:
(yanıt %’lerinin toplamı %100’den fazla, bir kişinin motivasyonu birden fazla olabiliyor tabi):
%40 = İndirim ve promosyon kampanyalarından haberdar olmak için.
%39 = Bir markayı desteklediğini diğerlerine göstermek için.
%36 = Bedava deneme ürünü veya indirim kuponu için
%34 = Şirketin / markanın etkinliklerinden haberdar olmak için
%33 = Gelecek ürünlerden haberdar olmak için
%30 = Gelecek indirim dönemlerinden haberdar olmak için
%29 = Eğlenceli içerik için
%25 = Özel içeriğe erişebilmek için
%22 = Bir arkadaşı ‘beğenmesini’ önerdiği için
%21 = Şirket hakkında bilgi edinebilmek için
%13 = Şirket hakkında derinlemesine eğitim almak için
%13 = Marka ile iletişime geçmek, fikirlerini paylaşmak için

Yüzeysel olarak bakıldığında, sonuçlar, online kullanıcıların pazarlama mesajlarına kapalı olduğu yaygın inanışına ters düşüyor. Ayrıca hemen göreceğimiz gibi, en önemli ‘like’ sebepleri: indirim, promosyon kampanyaları, indirim kuponu veya bedava deneme ürünleri. Bir de eğlenceli içerik. Yani hem bedava, hem de işe yarayan şeyler!
Sonuçlardan çıkarılması gereken şey, aslında oldukça basit:
1 – Kullanıcıların farklı sebeplerle markanızı beğenebileceğini unutmayın.
2 – Facebook fan sayfanızda bu sebeplere yanıt verecek iyi bir ‘feed’ karışımı sunun.
3 – Bu karışımda işe yarayan ve bedava şeyler temel önceliğiniz olsun: İndirim, promosyon, kupon, bedava ürün… Veremiyorsanız, bari en azından insanları güldürün.

Sosyal Medyada ROI Bazlı Ölçümleme

Markasının sosyal medyada yapıp ettiklerini ROI bazlı olarak  ölçümleyemeyeceğini düşünen pazarlama profesyonelleri var. Sosyal medyanın çok yeni olduğunu, bildik ölçütlerin ve takip tekniklerinin uygulanamayacağını söylüyorlar.

Online’dan bahsediyorsak, herşey takip edilebilir. Sosyal medyada ROI da tıpkı online display veya aramadaki gibi sonuç üretir, sadece biraz daha geç sonuç üretir.

Sosyal medyadaki performans göstergelerine baktığımızda, çok da yeni şeylerle karşılaşmıyoruz:

1-İşlemler:

Arama motoru reklamcılığı veya online display reklam yapan her pazarlamacının yapılan işin  başarısını ölçmek için kullandığı kriterler.  Bu kriterleri, web sitesi, CRM sistemi veya call center için kullanırız. Kullanıcıdan veri toplama veya yönlendirme işlevi olan bir Facebook sayfası için de… Bunlar: Tıklama oranı (CTR), ziyaret, sayfa görüntüleme, tıklama başı maliyet (CPC), yönlendirme başı maliyet (CPL) ve satışa dönüşme satış geliri olabilir.

2-Sosyal istatistikler:
İlk bakışta yeni gibi görünürler ama yine online pazarlama işini bilen herkesin tanıdığı kriterler. Markamızın, Facebook, Twitter veya video sitelerindeki kanalı, içeriği veya  profiline ait ölçütler: Veritabanı: Toplanan ‘fan’lar, arkadaşlar, kaydolan kullanıcılar, API indirenler, follower’lar; Engagement: ‘Like’lar, yorumlar, paylaşımlar, retweet’ler; İzlenme: Video izlenme sayısı, SlideShare gösterimi, sosyal sitedeki sayfa gösterimi.

3-Buzz:
Bu kriterler de marka veya ürün hakkında “konuşulma” seviyesini ve bunun etkisini (veya erişimini) gösterir. Konuşma: Twitter tweet’lerinin sayısı, blog ve forum post’larının sayısı, yorum sayısı; Erişim: Konuşmayı yapan kullanıcıların veya blogger’ların sayısı; Durum: Pozitif ve negatif konuşmaların sayısı; Contekst: Konuşulanların ve yorumların konu başlıkları ve kapsamı.

Birçok reklamveren veya ajans için bu ölçütlerin bir ekrana dökülmesi başta zor gelebilir.  Aslında düşünüldüğü kadar zor değil. Yeter ki, önce işin teknolojisini ve akışını oturtun, sonra da gözünüzü sizin için en önemli başarı kriterleri neyse onlara dikin.

Reklam Ajansları ve Yeni İletişim Teknolojileri

Bundan sonraki 10 yıl içinde, tüm reklam ajansları (sadece dijital ajanslar değil) teknoloji odaklı bir yaklaşım benimsemek durumunda kalacaklar. Bundan 7-8 yıl önce hedef kitle tanımlamalarına pek girmeyen ama internetten “çıkmayan” kitlenin yaşı büyüdü, satın alıma karar veren kitle haline geldi. Bunlar hala ve giderek daha fazla video oyunlarında, cep telefonlarında, anında mesajlaşma uygulamalarında yaşıyor ve hızlı tüketiyorlar. Pazarlama ve reklam dünyasının bu gerçeği gözardı etmesi imkansız.

Kısa süre içinde, Türkiye’de de, tüm dünyadaki gibi, tüm mecraların dijital hale geldiği bir dönem başlayacak. Online-offline veya gerçek-sanal ayrımı ortadan kalktığında sadece teknoloji kalacak. Ve teknoloji de medya planlama, art direktörlük, metin yazarlığı yanında olmazsa olmaz bir bir yaratıcı güç olarak yerini alacak. Kısaca o dönem geldiğinde teknoloji ile ilgili derinlemesine bilgi sahibi ajanslar başarılı olabilecek.

Ajansların işi mesajı iletmektir ve üstlendikleri rol elbette değişmeyecek. Ancak mesajı iletme yöntemleri değişmek zorunda. Bunun için de sadece dijital departman açıp biraz yatırım yapmaktan fazlası gerekiyor. 99’dan beri Türkiye’de reklam ajansları bünyelerinde internet departmanları kuruyorlar, kapatıyorlar, yine kuruyorlar. Bunların çoğu, online iletişim anlayışının “al markanın basın ilanını, interaktif yap” veya “işte TV reklamı, bunu video sitelerine koyalım, viral’ı olsun”dan ileri gitmeyen ajanslar. Online’a ne vakitleri var ne de fazla ilgileri.

Yeterli ölçüde adapte olan ajanslarda, üst düzey yönetimden geleneksel mecra kadrolarına dek herkes interneti kullanır: araştırmalarını internette yapar, masaüstü uygulamalardan yararlanır, FaceBook’ta profil açıp Messenger kullanmayı bilirler. En önemlisi mobil, web veya arama motoru, konu ne olursa olsun, her alanda üçüncü şirketlerle ortaklık kurup proje üretebilirler.

 Digital / online iletişimin anlamı

En basit anlamıyla, online iletişim, kurumun / markanın hedef kitlesine mesajını internetin gücünü kullanarak ulaştırması ve aynı yolla tepki almasıdır. Eskiden sadece banner ile anılan online reklamın geleneksel reklama avantajı, kitleye dayatılmaması, kitlenin onunla etkileşimi seçmesidir.

Display yanında, arama motoru reklamları,  affiliate bağlantılar, viral pazarlama, arama motoru reklamcılığı, içeriksel reklam, e-posta reklam, datafeed’ler, mikro-, broşür-, community siteler vb. geniş bir yelpazeyi kapsar.