Dijital Pazarlamada En Önemli 5 Ölçüt

Kurumsal sitenizin ayda ne kadar sayfa gösterimi yaptığı, ne kadar tekil ziyaretçi aldığı hakkında az çok bir fikriniz vardır. Peki, kaç kişinin gerçekten markanızla online’da etkileşime girdiğinden haberiniz var mı? Dijital pazarlamaya yatırdığınız paralar nereye gidiyor?
Kullandığınız web istatistik araçları, sitenizin kullanıcıları hakkında yığınla bilgi verir. Gözünüzün önünde bir sürü rakam uçuşurken, neye odaklanacağınızı bilemeyebilirsiniz, esas resmi görmek zor olabilir.
İşte, bunu engellemek için, şu 5 ölçütün üzerinden gözünüzü ayırmamalısınız:

1 – Dönüşüm Oranı
İşini iyi yapan tüm web analiz software’lerinin standart ölçütü ve çok önemli. Dönüşüm oranı, sizin tarafınızdan baştan tanımlanmış bir hareketi yapan (satın alma, başvuru veya üyelik formu doldurma vb.) kullanıcıların, toplam kullanıcılarınıza oranıdır. Hala sitenizde hedef sayfa(lar) (goal page) ve bunlara ulaşılabilecek huni (funnel) yapıları kurgulamadıysanız, biran önce yapın. Yoksa sitenizin veya sunduğunuz teklifin ne kadar başarılı olduğunu anlayamazsınız.Devamını Oku

Sosyal Medya Soslu Mikrosite Tarifi – 1

Etrafınızı sarmış, ‘guru’lukları kendilerinden menkul, bunca gürültüye rağmen hala tek bir başarılı işe imza atamamış ‘sosyal medyacı’lardan sıkıldınız mı? Peki, her kampanyada “mikrosite yapalım” temcit pilavını önünüze süren ‘kreatif’ dijital ajansınızdan?

Sıkıldınız ama bir çıkış yolu da bulamıyor musunuz? Hatta çıkış yolu arayacak zamanınız bile mi yok? Dert değil. İşte size hızla uygulayabileceğiniz pratik ve leziz bir tarif:

Sosyal medya sosunun mikro siteyi nasıl değiştirdiğini anlamak için önce iki önemli kritere bakalım:

1. Kullanıcı kazanma maliyeti

2. Müşteri İlişkileri

1. Kullanıcı kazanma maliyeti

Geleneksel mikrosite pilavını pişirirken ne yaparız? İlk olarak bir sürü parayı mikrositemizi tanıtmak için harcarız. İkinci adımda da oturur, bekleriz.

Sosyal sosun katkısı:

Sosyal medya yoluyla sesimizi yükseltiriz, Facebook, Twitter ve video siteleri sayesinde mesajımızın / içeriğimizin kullanıcılar tarafından share edilip yayılmasını izler, ara ara mesajı biraz daha iteriz. Arkamıza yaslanıp, kullanıcı kazanma maliyetimizin zamanla düşüşünün keyfine varırız. (Paylaşmaya değer iyi bir içeriğimizin olduğu varsayımıyla yazıyorum).

2 – Müşteri İlişkileri

Geleneksel mikrosite pilavı tarifimizde, ilk aşamada sitenin bir yerine iletişim formu koyarız. İkinci adımda da kullanıcıların gelip bize email’lerini vermesini umarız. Daha tecrübeli bir aşçıysak, kullanıcıyı ‘cokie’leyip bol bol ‘retargeting’ yaparız.

Sosyal sosun katkısı:

Sosyal medyayı, kaliteli kullanıcı deneyiminin ayrılmaz parçası yapan siteler, kullanıcıyla daha uzun soluklu paylaşım yapar, daha fazla veri toplar. Üstelik, markaya değer katarken bunu giderek azalan maliyetle yapar. Mikrositeler, Facebook ‘Like’ları ve Twitter ‘follow’larını kolaylaştırdıkları oranda, kullanıcıyla bir seferlik, bazen de saha uzun soluklu data transferinin yolunu açar, giderek büyüyen veritabanlarının tadını çıkarırlar.

Gelecek yazıda: Markalardan iyi örnekler.

Her Marka Bir Yayıncıdır.

İş hayatım boyunca, bir çok markanın aynı zamanda bir yayıncı da olduğunu anlayamamasını, elindeki ilginç ve zengin içeriği değerlendirmek bir yana, orada olduğunu bile farketmemelerini şaşkınlıkla izledim, izliyorum. Belki içeriklerinin değerini anlayamıyorlar, belki nasıl yapacaklarını ve sürdüreceklerini bilemiyorlar, belki de büyük bir şirket olmanın getirdiği bazı engellere çarpıp, fazla uğraşmadan vazgeçiyorlar. Sebep ne olursa olsun, yurtdışında müzik, teknoloji, lezzet, futbol, gençlik, stil vb. deyince akla ilk gelen bazı markalar, ülkemizde ciddi bir yerli içerik üretemiyor veya hazır yurtdışı içeriği bile çevirip ortaya koyamıyor. Oysa devir, içerik üretme ve bunu sadece web sitesinde değil, mümkün olan tüm mecralarda özellikle sosyal medyada entegre olarak yayma devri.

TV veya gazeteler gibi yayıncıların bile bu entegrasyonu sağlayamadıklarını düşünecek olursak, markaların içeriklerini yaymayı başaramaması sürpriz değil. Sanırım, yayıncıların çoğu, sosyal medya platformlarını pazarlama hedeflerine ulaşmada destek değil, köstek olarak görüyor.

Marka veya yayıncı, her içerik sahibi, şu 5 öneriyi pazarlama stratejilerine eklese ve uygulasa, hayat onlar için daha güzel olurdu:

1. İçeriğinizi paylaşılabilir yapın
İçerik kullanıcıya bir duygu geçirdiyse, kullanıcı bunu illa ki çevresiyle paylaşmak ister. Bu durumda, kullanıcıya bir parça kontrol verip, sosyal medya bağlantılarıyla paylaşmayı kolaylaştırmanız markaya avantaj sağlar: Viral etki, artan trafik… Kaldı ki, içeriğin paylaşılmasını engellerseniz, önemli bir risk doğar: başka bir şirket veya marka gelip sizin “fikrinizin” üzerine oturabilir.

2. İçeriğinize koyulacak başlığı serbest bırakın
Kullanıcı, bir içerik kendisine ne anlam ifade ediyorsa ya da en kolay nasıl hatırlayacaksa o şekilde isimlendirip arkadaşlarına göndermek ister. Bu değişiklikleri yapmaya izin vermek, içeriğinizin daha uzun süre yaşamasını da sağlar. Arama motoru, içeriğinize yönlenen linklerin sık güncellendiğini ve kullanıcıların sizi sıkça işaret ettiğini görür. Bu da ilgili anahtar kelime doğal arama sonuçlarında içeriğinizin yukarılarda çıkması demektir.

3. Trend’ler önemlidir, takip edin
Evet, Google’ın Keyword Research aracı, farklı anahtar kelimeler çevresindeki dönemsel trendleri verir.  Ama içerik yaratma ve yayma peşindeyseniz, bir adım ileri gidip, Google Trends and Insights’ı kullanın. Bunun yanında, Twitter’ı ve haber sitelerini de sıkı takibe alın. Böylece en sıcak konuları takip edeceksiniz. Sonuçta kullanıcılar en sık bu son haberleri arıyor, bu konularda ürettiğiniz ya da adapte ettiğiniz içeriğiniz daha çok kullanıcıyı çekecek. Arama motoru, sosyal medya sayfalarını da tarıyor. Kullanıcılar da en çok bu konuları paylaşıyor… Haliyle, bu konulardaki içerikler yine üst sıralarda çıkıyor.

4. İçeriğiniz illa virale düşecek diye birşey yok, ama hazırlıklı olun.
Kimse, bir içeriğin virale düşeceğini garanti edemez. Marka yetkililerine çok ilginç veya komik gelen bir içerik, kullanıcıda aynı tepkiyi yaratmayabilir. Viral olarak yayılmayı tetikleyen bazı destekler vardır elbette, ama bu işin kesin bir formülü yok. Ama içerik viral olarak yayılmaya başlarsa diye hazırlıklı olmak da gerekir: Başarı nasıl ölçümlenecek? Oluşan trafik conversion yaratabilir mi, nasıl?

5. İçeriğin çevresinde içerik oluşturun
Bir video mu yarattınız, en az bir iki uyarlaması daha olsun. Rahatça ve her platformda paylaşılabilsin. Ayrıca bu video çevresinde bir konsept, fikir ve hikaye; yani metin bazlı içerik de üretin ki, hem kullanıcılar hem de arama motoru da aralarında bağlantı kurduğunuz tüm bu içeriği birbiriyle ilişkilendirebilsin. Fotoğraflar, ses dosyaları veya infografikler için de ayn şey geçerli. Başlıklar, tanımlar, tag’ler ve linkler arasında da belli bir örgü olsun.

Farklı platformları birarada kullanmak bu yılın önemli trend’lerinden biri diye yazmıştım. Markanın içeriğini, bu biraradalık için güçlü bir tutkal olarak düşünebilir miyiz?

İşe Yaramaz Web Sitelerinin 4 Özelliği

Elbette, web siteniz için çok uğraşmış olabilirsiniz, her pixel mükemmel, hizalamalar, boşluklar göze hoş görünür, başlıkların fontu çok güzel olabilir. Ne yazık ki, güzel bir web sitesinin işe yaramaz olması çok kolay.

İşte bir web sitesini işe yaramaz yapan özellikler:

  1. Web siteniz arama motorunda bulunamıyor: Büyük şirketlerin web siteleri arama motoru optimizasyonundan nasibini almamış olsa bile, rahatça bulunabilirler. Ne yazık ki, geri kalan bizlerin böyle bir şansı yok. Bu özellikle tamamen Flash ile üretilmiş ve göze hoş görünen sitelerin derdi. Bunların Google tarafından genelikle sadece ana sayfa kodunun Flash dosya haricindeki bölümleri endekslenebiliyor. Bazı sitelerin ise Flash sorunu yok ama bunlar da sayfa başlıklarını ve URL’leri bile -yani arama motoruna sayfalarının ne hakkında olduğunu söyleyebilecek en temel alanları- optimize etmiyorlar.
  2. Web siteniz sadece şirketinizin en havalı özelliklerini sayıp döküyor: İyi hoş da, şirketten beklentisi olan biri veya potansiyel bir müşteri açısından bunun pek önemi var mı? Bu kullanıcı sadece problemini nasıl çözeceğinizle ilgili olacaktır. Eğer içeriğiniz sadece kim olduğunuz, ne iş yaptığınız ve şirket haberlerinden ibaretse, bir daha düşünün.
  3. Web siteniz o kadar yanar döner veya o kadar ‘cool’ ki, insanlar nereye tıklayacaklarını bile bulamıyorlar: Kullanıcıların konsantrasyon sürelerinin kısa olması  bir sır değil. Bu yüzden havalı bir biçimde gizlenmiş site menüsü, sadece kullanıcıyı anında başka yere zaplatmaya yarar. Sadece iki menu elemanınız mı olacak? Bari bu ikisi potansiyel müşteri ihtiyaçlarına cevap veren içeriği sunsunlar. Ama en iyisi, araştırma veya satın alma aşamasında bulunabilecek kullanıcı tipleri için gerekli  tüm opsiyonları sunmak.
  4. Web sitenize girer girmez bir ses duyuluyor. Belki oldukça ilginç bir video veya hip bir müzik seçtiniz ve auto-play’de set ettiniz. Bu, birinci dereceden bir pazarlama hatası olmayabilir, ama en azından rahatsız edici olduğunu kabul edelim. Kullanıcı, sessiz iş ortamında otururken, birden hoparlöründen patlayan sesi çekmek zorunda değil. Sitenizde gezip, talep formu doldurmak yerine ne yapacak? Sekmeyi kapatıp derhal uzaklaşacak.

İşe yarayan bir web sitesi istiyorsanız, en azından aşağıdakileri uyguladığınızdan emin olun:

  • Sitenizin -en azından- belli başlı sayfalarını optimize ettirin ve bunlar, ilgili anahtar kelime aramalarında ilk sayfalarda çıksın.
  • Siteden gelen potansiyel müşteri talepleriyle ilgilenmenin şirket içi metodlarını kesin olarak belirleyin, şirketinizde bununla ilgili kişileri brief’leyip görevlendirin.
  • Site navigasyonu basit, ürün / hizmete nasıl ulaşılacağı son derece açık olsun.
  • Ve lütfen otomatik başlayan ses / video koymaktan  vazgeçin :).

Bu önlemler, potansiyel müşterinizin sitenizde zaman geçirmesini, şirketinizle iletişime geçmesini ve müşteriniz olmasını kolaylaştıracaktır.

Geç Kalmadan: Dijital Pazarlama Stratejisi

Naçizane sektör tecrübeme dayanarak söyleyebilirim ki, markaların online pazarlama operasyonlarındaki kötü sonuçlara genel olarak teknik eksiklik değil, vizyon eksikliği yol açıyor. Öngörüsüzlük, dar bakış açısı, markanın dijital yüzünü üst düzey pazarlama profesyonelleri yerine içerideki en tecrübesiz / yetkisiz / etkisiz ekibin eline terketmek ve özellikle teknoloji üzerine fazla odaklanmak şirketleri zor durumda bırakıyor.

Peki, teknoloji etrafında bu kadar gürültü koparılırken, şirketler doğru dijital pazarlama kararlarını nasıl alacak? Bugüne dek, dijitali bilmeyen, bilmediği için veya önyargıları yüzünden önemli olmadığını düşünen, işi yönetimindeki ‘gençlere’ terk etmiş ama dijitalin gürüldemesiyle bugün artık paniklemiş üst düzey pazarlama profesyonelini kim kurtaracak?

Öncelikle derin bir nefes alıp, sakin olmak ve dijital pazarlama stratejisinin, pazarlama stratejisinden farklı birşey olmadığını, onun bir parçası olduğunu anlamak gerek. Bence anahtar bu. Dijital pazarlama stratejisi, genel pazarlama stratejisiyle aynı iş hedeflerine hizmet eder, etmeli. Evet, dijital pazarlama, eski pazarlamadan daha komplike olabilir, ama onu komplike yapan farklı operasyonel kaynakları, farklı iş akışları ve altyapı gereksinimleri, yani araçları. Amaçta ise farklılık yok, yani olmamalı.

2010 yılının son çeyreğine yaklaşıyoruz. Hala birçok şirket, online pazarlamanın bir web sitesi açıp, siteye trafik yaratmak için arama motoru optimizasyonu yaptırıp, banner reklam vermek olduğunu sanıyor. Oysa online pazarlama bunlardan çok daha fazlası.

Elbette online pazarlama adına bu işleri yapsınlar ama aynı zamanda şunlarla da ilgilensinler:

  • ‘Online marka deneyimininin’ tasarlanmasıyla,
  • Web bazlı ve mobil bazlı girişler için ayrı kodlama yapılmasıyla,
  • Bunlar için gereken insan ve teknoloji kaynaklarının sabit tutulmasıyla,
  • Gerçekleştirilen online marka deneyiminin takibiyle, ölçümlenmesi ve analiziyle,
  • Etkileşime geçilen online tüketici ile ilişkinin sürdürülmesi ve geliştirilmesiyle,
  • Bu deneyimin teknik, tasarım, içerik ve etkileşim açılarından güncel tutulmasıyla…

Konu derin ve karışık. Dolayısıyla ne olursa olsun, hemen harekete geçmemek gerek. Panik olmuş pazarlama profesyoneli, hemen web sitesi yaptırmaya girişmeden, hatta teknolojiye kafa yormaya bile başlamadan öncelikle kurumsal iş hedeflerini iyice kavramalı. Vizyonu, marka ve ürün için operasyonel stratejiyi tanımlamalı. Gap mi, SWOT mu, hangi analizi kullanacaksa kullanmalı ve pazarlama hedeflerini marka, pazar fırsatları ve tüketici kitlesi bazında detaylandırmalı. Ondan sonra, medya ajansının da yardımıyla, ortaya hedef kitleye erişilebilecek platformları ve teknolojik kaynakları sermeli ve içeride de bir yandan işe girişmeli: Varolan iş yapış modellerinin bu vizyonu desteklemesi için hangi değişiklikler yapılmalı? vb.vb…

Detayda boğulmak kolay, ancak bir şeyi hep akılda tutmak gerek: Akılcı dijital pazarlama stratejisi, iş hedeflerine yöneliktir, iş fırsatlarına dayanır, teknolojiye değil. Teknoloji amaç değil, araçtır.