Interact Barcelona 2011’den Bildiriyorum…

IAB (Interactive Advertising Bureau) Europe’un interaktif reklam sektörü kapsamında her yıl düzenlediği seminere bu yıl, son üç yıldır katıldığım gibi sadece IAB Türkiye Yönetim Kurulu üyesi olarak değil, aynı zamanda IAB Europe Mobil Komite üyesi olarak katıldım.

Seminer başlamadan bir gün önce, 7 Haziran’da sadece IAB Europe üyeleri olarak toplandık ve IAB dünyasında son bir yılda olup biteni konuştuk, seminer programında sunulacakların üzerinden geçtik, yapılan araştırmalar ve yayınlanacak white paper’lar hakkında bilgi aldık. Ayrıca mobil komite olarak da toplandık, burada benim hazırlayacağım ve IAB Europe Mobil Komite’nin 2011’deki ikinci white paper’ı olarak yayınlanacak “Mobile in Media Mix” başlıklı çalışma için zamanlamayı Eylül 2011 olarak belirledik.

Bu arada buralardaki en önemli gelişme, 2 ay önce IAB Europe’un EIAA (European Interactive Advertising Association) ile IAB Europe çatısı altında birleşmesi olmuş. IAB’nin regülasyon ve sektörün sesi olma çalışmalarıyla EIAA’in araştırma odaklı yapısını birleştirerek daha güçlü bir ticari dernek oluşturulması amaçlanmış. Benim bildiğim kadarıyla, bu iki dernek son iki yılda kapsam çakışmasından dolayı epeyce bir itişmişti.

Interact kongrelerinde interaktif reklam genelde diğer mecradan bağımsız olarak ele alınır, performansına ve gelişimine odaklanılır. Bu sene ise dijitalin markanın toplam iletişim planı içindeki rolü ve diğer medya ile etkileşimi merkez alınmış. Ana tema: “Online ve Geleneksel Mecra: Mükemmel Birliktelik”.

Bu tip reklam / pazarlama dünyası seminerlerinde asıl amacın networking olduğunu, içeriğin ise çoğunlukla “bir parmak bal” olduğunu, sunumlardan yola çıkıp kendi araştırmanızı yapmazsanız, öğrendiklerinizin uçucu olduğunu bilirsiniz. IAB Europe kongrelerinde ise özellikle “data data” konuşulan bölümler ağırlıkta ve uçucu değil, insanın ufkunu açıyor.

Ayın 8’inde sabahtan yeni IAB Europe Yönetim Kurulu seçildi, Türkiye’nin küçük de olsa şansı vardı ancak olmadı, umudumuz 2013’e. İlk günkü kongre programı IAB odaklıydı. İki salonda iki farklı seminer sürdü: ilki araştırma, ikincisi branding ve sosyal medya ağırlıklıydı. Ben araştırma session’ını daha dolu (sadece bir parmak baldan fazla) buldum ve onu izledim. Önce Avrupa Online AdEx araştırması sonuçları sunuldu, ki konferansın en çarpıcı verileri bu sunumdaydı. IAB Avrupa üyesi olarak, 25 Avrupa ülkesini kapsayan bu araştırma sonuçlarını sizinle ilk paylaşan ben olayım (bu hafta içinde IAB Europe sitesinden de indirebilirsiniz).
Avrupa dijital reklam pastasının büyüklüğü, 17.7 milyar Euro. Internet reklamcılığı, 2009’dan 2010’a ortalamada %15.3 artmış. En büyük büyümeyi online display reklam göstermiş ve %21.3 büyümüş (bence buna katkı sağlayanlar, dijitalin “branding”deki gücünün anlaşılması, aramanın içerik ağı display ile desteklenişinin artması, yine branding için rich-media ve video reklamların yoğun kullanışı). Dijitalin toplam Avrupa reklam pastasındaki payına da dikkatinizi çekerim: %18. Türkiye’de yaratılmak istenen %7 algısından ne kadar da farklı. Türkiye, Rusya’dan sonra online reklamdaki %29’luk artışla, büyümede ikinci sırada. Son slide’daki pazar büyümesi ve olgunluk matrix’inde Türkiye’nin yer aldığı noktaya dikkatinizi çekerim. Gerçekten, baskılara rağmen dijital ülkemizde sonunda büyük çıkışını gerçekleştirecek gibi görünüyor.

[pdf-ppt-viewer href=”http://www.oyayasayan.com/wp-content/uploads/2011/06/IABEurope_AdEx_2011.pdf” width=”600″ height=”480″]

Ayrıca, bizim komitenin bu yılki ilk white paper’ı olan Avrupa Mobil Reklamcılık Pazarı araştırmasındaki çarpıcı sonuçlar paylaşıldı. White paper’ı da şuradan indirebilirsiniz:
Aynı session’da Microsoft, gerçekten ilginç sonuçlar içeren Shopper Journey araştırması sunuldu. Bu arştırmanın pdf’ini daha önce internetten okumuştum. Siz de buradan okuyabilirsiniz.
Ardından online video, oyun platformları gibi yeni gelişen mecralar ve geleneksel ile online mecranın metriklerinde birleşme konularının aktarıldığı bir dizi konuşma yapıldı. Bu akşamın sonunda ise otobüslere doluşup, IAB Europe Mixx ödüllerinin ve araştırma ödüllerinin dağıtılacağı Montjuic’teki Esferic adlı kokteyl mekanına gittik. IAB Türkiye Mixx’de oyun dalında Lenovo için hazırladığımız “Augmented Reality F1 Facebook App” projemizle, ekibimle beraber altın Mixx kazandığım için umutlanmıştım, ama olmadı. Bu sene kazanan işlerin bazıları çok iyi, o yüzden IAB Europe Mixx birincileriyle ilgili ayrı bir yazı yazmayı planlıyorum.

Esas konferans günü ertesi gündü. WPP Digital’in CEO’su ve Strateji Direktörü Mark Read, 360 derece medya kampanyalarını odak alarak sektöre tepeden bir bakış aktardı. Microsoft’un global pazarlamadan sorumlu başkan yardımcısı Marc Bresseel, önceki günkü Shopper Journey araştırmasına da referans vererek, tüketicilerin ve kampanyaların değişimine değindi: Interaksiyon ve içerik zenginleşiyor, aynı anda farklı kanallardan farklı deneyimler yaşanıyor, ROI eskisine göre çok daha detaylı ölçümlenebiliyor.. Heineken’in dijital medya yöneticisi Floris Cobelens, StarPlayer Facebook ve iPhone aplikasyonunu anlattı. AKQA yapmış ve tüm dünyaya bu iş nasıl yapılır göstermiş.
Taraftar olarak profilinizi yaratıyorsunuz, UEFA Şampiyonlar Ligi maçlarına senkronize olarak oyuna başlıyorsunuz. Oyun boyunca bir sonraki 30 saniye boyunca hangi takımın gol atacağını tahmin etmek için size 8 şans tanınıyor. Gole daha çok zaman kala doğru tahminde bulunduysanız daha çok puan kazanıyorsunuz. Futbol bilgisine ve parmağının hızına güvenenler için. Bana ifade ettiği şey: Mobil ile TV’nin müthiş birlikteliği.

Star konuşmacılar yoktu belki ama zengin içerikli bir kongreydi. Tüm kongre programına buradan ulaşabilirsiniz.

Ayrıca enteresan bir şey vardı; Türkiye’de pazarın ciddi kıpırdanışına gösterge olabilecek bir şey: Türkiye’den olduğumu öğrenen bazı katılımcılar, özellikle networking çabasına girdiler. Aralarında 3 farklı şirketin temsilcisi İstanbul’da ofis açma hazırlığında olduklarını belirtti, hemen hepsi de affiliate network.

Online Video ve Online GRP – 2

Geçtiğimiz hafta, markalar için, akılcı bir dijital pazarlama stratejisini ertelemenin büyük bir lüks haline geldiğinden bahsetmiştim. Araçlardan bağımsız olarak amaca yönelik strateji kurarken, mecralar arası terminoloji transferinin faydalı olabileceğine değinmiştim… Bu hafta da bir çözüm önerisi:

BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ: GELENEKSEL MEDYA ÖLÇÜTLERİ İNTERNETE  

İnternetin dışarıda bırakılıp, genel pazarlama iletişimine entegre edilememesi durumu sadece bizim pazarımıza özgü değil. Amerika veya Avrupa gibi daha gelişmiş pazarlarda bile, mecranın toplam reklam pastasından aldığı pay çok daha büyük olsa bile, hala, interneti geliştirmek için yapılması gerekenler, tartışılan en sıcak konulardan. Bulunan çözümlerden biri, internet mecrasının ölçüm ve planlama metriklerini, geleneksel medya terminolojisiyle konuşturmak. Özellikle de televizyonunkiyle. “Reklamveren, internet ile TV ile arasında elmayla elma karşılaştırması yapabilirse, internetin alacağı medya yatırımı artacak” diyenlerin önerdikleri çözüm bu.
Bu görüşe katılmayanlar da var. İnternetin, çok ince kesit hedefleme yapılabilen, detaylı planlanabilen ve çok ayrıntılı raporlanabilen kendine özgü bir kitlesel mecra olması sebebiyle, kendi metriklerini hakettiğini düşünüyorlar ve terminoloji transferine ‘hayır’ diyorlar.
Yine de interaktif reklam piyasasındaki temel eğilim, tahmin edeceğimiz gibi, reklam yatırımının büyük kısmını elinde tutan ve “offline” düşünenlere ayak uydurmaktan yana. Dolayısıyla interneti geleneksel medya metrikleriyle konuşturmaya çalışıyorlar.
Çalışıyorlar dedik, çünkü bu iş düşünüldüğü kadar basit değil. Bunun için çeşitli araçlar geliştiren ölçümleme şirketleri var. Bu transferde karşılaşılan zorluğa geçmeden önce geleneksel reklamcılığın kullandığı temel ölçütlere bakalım: 


Erişim: Verili bir evrende verili bir süre içinde, belli bir reklamı en az bir kere izlemiş kişiler.
GRP (Gross Ratings Points): Bir medya satın alımındaki toplam izlemenin hedef kitle popülasyonuna bölümünden elde edilen değer.
Etkin erişim (Effective Reach): Toplam evrenin belli bir frekansla erişim sağlanan yüzdesi.
  


Bu metrikler, online’da da elbette var. Belli bir online medya satın alması için düşündüğümüzde, kolaylıkla hesaplanabiliyorlar. Buradaki temel zorluk; erişim ve frekans düzeylerini plan öncesi tahmin etmek için gereken datayı bulmada yaşanıyor.
İki önemli dataya ihtiyaç var:
1 –
Reklam verilecek sitelerin kullanıcı demografik yapısının tahmini – Sektör birimi olan ölçümleme araştırmasından veya bağımsız diğer ölçüm şirketlerinden edinilebilir (Örn. sektörel ölçümleme birimi olan, IAB Türkiye yönetimindeki gemiusAudience datası).
2 – Reklam verilecek sitelerin kullanıcı düzeyinde geçmişe dönük frekans datası – Bir çok sitede bir çok farklı markanın kampanyalarını sunup takip etmiş büyük ölçümleme / adserving şirketlerinden elde edilebilir. (Ülkemizde bu datayı pazara ürün olarak sunan bir marka bildiğim kadarıyla yok, ama Amerika’da Atlas bu işi yapıyor. Yıllarca server’ları üzerinden sunulan ve takip edilen kampanyalardan datayı harmanlıyor ve online reklam izlenmesi ve erişim arasındaki ilişkiyi modellemek için kullanıyor.)  

Bu iki data elimizde olduğunda, online’da geleneksel ölçütlerle planlama yapmak için gereken düzleme kavuşmuş oluruz.  

ONLİNE’DA GRP NASIL ÇALIŞIR?  

Online GRP için formül basit:  


Online GRP = Sitede alınacak toplam impression / Erişim sağlanacak toplam izleyici  


Internette, kullanıcıların TV izleyicisine göre çok daha fazla parçaya bölünmüş olması ve aynı mesajı farklı bireylerin farklı frekanslarla görecek olması, online medya planlamacıların, online GRP ölçütlerine erişim öngörüsünü de ilave etmelerini gerektiriyor.  

ONLINE’DA ERİŞİM NASIL ÇALIŞIR?  

İnternette reklamın her izlenmesi ‘log’lanır ve erişim tam olarak raporlanır. Burada mesele, online’da bir kampanyanın kesin erişim rakamını tahmin etmek ve buna göre medya satın alma yapmak. Online erişimi tahmin etmek, TV veya radyodaki erişimi tahmin etmekten farklı. Geleneksel medyada erişim, bir kampanyayı gören toplam izleyici sayısı. Online’da ise hesap biraz daha karışık: Diyelim ki, 1 milyon gerçek kullanıcısı olan bir siteden 1 milyon impression satın alacağız. Bu kampanyanın sitenin toplam popülasyonuna erişimi çok düşük olabilir. Çünkü alınacak 1 milyon impression, sitenin aylık trafiğinin küçücük bir parçası olabilir. O yüzden de online erişimi tahmin etmeye çalışırken, bu sitenin frekans dağılımlarını, belli bir zaman aralığındaki impression sayısını ve diğer sitelerle belli bir kitledeki örtüşmeler gibi ince detayları da dikkate almalıyız.  

Erişim tahminindeki zorlukları biraz açmak için, -Atlas Insights sitesinden aldığım bir grafiğe-, belli bir kampanyadaki biri küçük biri büyük iki web sitesinden satın alınmış aynı sayıdaki impression’ın nasıl farklı site erişim eğrileri çizdiğine bakalım. Bu eğriler, site kullanıcılarının frekans dağılımına göre çizilmişler. Daha sonra da istatistiksel bir simülasyonla, erişim ve impression arasındaki ilişki modellenmiş:  

  

Aynı impression düzeyinde, küçük site, büyük siteye göre izleme doygunluğuna çok daha çabuk ulaşıyor.
Büyük site ise sürekli erişimi artırıyor.  

ONLİNE’DA EFEKTİF ERİŞİM NASIL ÇALIŞLIR?  

Bu tablodan, “küçük sitelerin potansiyel erişim düzeyleri düşüktür, plandan çıkarılması gerekir” gibi anlamsız bir sonuç çıkarmamalı, bir de etkin erişim ölçütüne bakmalıyız:
Etkin erişim, hedeflenen kadar veya üstü frekans düzeyinde erişim sağlanan izleyicilerin yüzdesini verir.  

  

Bu tabloda da her iki siteden de aynı sayıda impression satın alındığında, farklı frekans düzeylerinde kaçar kullanıcıya erişim sağlandığını görüyoruz. Büyük sitede en sık frekans 1 iken, küçük sitedeki en sık frekans 3. Yani, küçük sitede reklam, en yüksek erişim düzeyinde daha yüksek frekans sağlamış. Bu da daha yüksek etkin erişim anlamına geliyor.  

Belli bir hedef kitlede etkin erişim hedefini tanımlamış bir online planlamacı, küçük sitede reklam yayınlamanın fiyat/verim dengesini büyük sitedekine göre daha uygun bulabilir. Kısaca, etkin erişim tahmini, medya planlama aşamasında site seçim kararını çok etkileyen bir faktör durumunda.  

Geleneksel medya metriklerinin, online medyaya transferinde bu tip zorluklar, ancak data ile aşılabilir.  

Haftaya: Online video marka için nasıl çalışır?

Online Video ve Online GRP – 1

Dijital pazarlama sektöründeki yıllarımı, internetin gelişimini ve buna ayak uydurmaya çalışan reklamveren davranışlarını izleyerek geçirdim. Önce geleceğin medyası, uzunca bir süre de yeni medya olarak adlandırdılar interneti. Şimdinin medyası olarak algılanmadığı için markanın pazarlama iletişimine tam olarak entegre edilmesi de sürekli ertelendi. Ancak, 3-4 yıl önce büyük bir şey oldu: İnternet mass mecra olmanın temel gerekliliği olan, ‘kritik kitle’ye kavuştu. Dolayısıyla, markalar için, iş hedeflerine yönelik akılcı bir dijital pazarlama stratejisini ertelemek büyük bir lüks haline geldi.

Bugün IAB Türkiye İnternet Ölçümleme Araştırması’na göre, Türkiye’de 24,2 Milyon internet kullanıcısı var ve bu kadar insan içinde, markaların hedeflediği tüm kitleler var. Araştırmaya göre, Türkiye’de internet kullanıcılarının büyük çoğunluğunu, satın alma gücü yüksek, karar verici kitle oluşturuyor: Bu kitlenin %41’i 25-44 yaş aralığında, %53’ü ABC1 SES grubunda, %33’ü 25 yaş üstü ve hane alışverişinden sorumlu, %99’u hergün veya haftada birkaç kere internete bağlanıyor, %79’u gazeteyi internetten okuyor…Araştırma sonucunda çıkan Türkiye internet kullanıcı profilinin ezberleri bozduğunu, internetin bir mass mecra olduğunu görüyoruz, ama ‘niş’lerin toplamı bir ‘mass’ mecra.
EIAA’in Aralık 2010 tarihli European Media Landscape Raporuna göre, Türkiye’de insanlar, haftada yaklaşık 12-13 saatlerini internet karşısında geçiriyorlar.

Rakamlara rağmen, ajanslardan geçen reklam yatırımında internete ayrılan pay hala %7 civarında. Çünkü hala, dijital iletişimi, markanın genel pazarlama iletişimi gemisine bindiremeyen, aynı KPI’lara koşturamayan markalar var. Böylece online operasyonlar, genel pazarlama hedefleri ile ilgisizleşebiliyor. Sonra da bu sonuçlar için mecranın kendisini suçlanıyor, yatırımı gereğince artmıyor. Bu bir kısırdöngü.
Oysa, online mecrada elde edilen kötü sonuçlara çoğunlukla teknik eksiklik değil, vizyon eksikliği yol açıyor.

Evet, dijital pazarlama, eski pazarlamadan daha komplike olabilir, ama onu komplike yapan farklı operasyonel kaynakları, farklı iş akışları ve altyapı gereksinimleri, yani araçları. Amaçta ise farklılık olmamalı. Dijital pazarlama stratejisinin, genel pazarlama stratejisiyle aynı iş hedeflerine hizmet etmesi gerektiğine inanan üst düzey pazarlama profesyonelleri, araçlardan bağımsız olarak pazarlama iletişimini tüm mecralarda aynı amaca koşturmak üzere hazırlandılar. Onlar; hala dijitalin gelecek olduğunu düşünmek isteyen rakiplerinin tersine şimdinin medyasına hazırlar.

BİR ÇÖZÜM ÖNERİSİ: GELENEKSEL MEDYA ÖLÇÜTLERİ İNTERNETE

İnternetin dışarıda bırakılıp, genel pazarlama iletişimine entegre edilememesi durumu sadece bizim pazarımıza özgü değil. Amerika veya Avrupa gibi daha gelişmiş pazarlarda bile, mecranın toplam reklam pastasından aldığı pay çok daha büyük olsa bile, hala, interneti geliştirmek için yapılması gerekenler, tartışılan en sıcak konulardan. Bulunan çözümlerden biri, internet mecrasının ölçüm ve planlama metriklerini, geleneksel medya terminolojisiyle konuşturmak. Özellikle de televizyonunkiyle. “Reklamveren, internet ile TV ile arasında elmayla elma karşılaştırması yapabilirse, internetin alacağı medya yatırımı artacak” diyenlerin önerdikleri çözüm bu.

Bu görüşe katılmayanlar da var. İnternetin, çok ince kesit hedefleme yapılabilen, detaylı planlanabilen ve çok ayrıntılı raporlanabilen kendine özgü bir kitlesel mecra olması sebebiyle,  kendi metriklerini hakettiğini düşünüyorlar ve terminoloji transferine ‘hayır’ diyorlar.

Yine de interaktif reklam piyasasındaki temel eğilim, tahmin edeceğimiz gibi, reklam yatırımının büyük kısmını elinde tutan ve “offline” düşünenlere ayak uydurmaktan yana. Dolayısıyla interneti geleneksel medya metrikleriyle konuşturmaya çalışıyorlar.

Çalışıyorlar dedik, çünkü bu iş düşünüldüğü kadar basit değil. Bunun için çeşitli araçlar geliştiren ölçümleme şirketleri var.

Geleneksel reklamcılığın kullandığı temel ölçütlere ve sonrasında da bu transferde karşılaşılan zorluğa haftaya bakacağız.

(Konuk yazar olarak yer aldığım 15 Mart tarihli IP Dergisi’nde çıkmış yazımın ilk bölümüdür.)

Haftaya: Bir Çözüm Önerisi – Geleneksel Medya Ölçütleri İnternete…

Sosyal Medya Soslu Mikrosite Tarifi – 2

Bu başlığın ilk yazısında, dijital ajanslarının habire önlerine sürdüğü “bir mikro site daha yapalım” temcit pilavından da, sosyal medya ajansından gelen stratejik yaklaşımdan uzak tekil önerilerden de sıkılmış pazarlama profesyoneline bir tarif önermiştim: Sosyal medya sosuyla bu pilavı lezzetli kılabilecek bir tarif.

Sosyal medya sosunun, mikro siteye kullanıcı kazanma maliyeti ve müşteri ilişkileri açısından neler kattığına değinmiştim.

Gerçekten de bir çok büyük marka, bu gerçeğin farkına varmış, mikrositelerini sosyal medya ile tatlandırıp ortaya güzel örnekler çıkarmışlar.

Örneğin Nissan’ın “Master The Shift” kampanyası, sosyal medyayı bu anlamda çok verimli kullanmış bir pazarlama örneği:

Neredeyse 2,5 yıldır süren uzun soluklu kampanya, bisiklet, koşu ve yogayı birer tutku olarak öne çıkarıyor ve önde bu alanların ustası üç ünlü var: Lance Armstrong, Ryan Hall, and Tara Stiles. Kampanyanın omurgası bir yarışma. Yarışanlar, bir Nissan kazanma şansına sahip, bolca da spor gereci kazanıyorlar. Sürekli olarak emailing ile haberdar ediliyorlar ve içerik hep canlı tutuluyor. İçeride tüm sosyal medyaya da yayılmış egzersiz püf noktaları ve önerileri içeren videolar var. Bu videolar aynı zamanda gündemdeki Nissan modelini tanıtıyor ama son derece elegan biçimde: otomobiller göze sokulmuyor, tamamen bir hayat tarzının arka planındaki ayrılmaz parça olarak…

2010 yılı ortasında, Nissan bu sitenin bölümlerini aynen Facebook tab’lerine taşıdı. Her site bölümü ve sporcu kendi tab’inde yer aldı ve olay gayet güzel işledi, videolar iyi görüntülendi vs.

Facebook sayfasında, otomobil içeriği sadece Favorite Pages’a taşındı, böylece Nissan bu kampanyasında tamamen hayat tarzı vurgusuna ve kullanıcı interaksiyonuna odaklı kaldı.

Mikro-siteden Facebook’a geçmek kullanıcı için önemli bir deneyim farkı yaratmıştır, ama en önemli deneyim farkı Nissan için olmalı: Çok daha yüksek interaksiyon oranı.

Online Video, Şimdi!

Çok şey değişti; internet derken artık bir “mass” mecradan bahsediyoruz. Hemen her hedef kitlede yüksek erişim sağlanabilen, kullanıcı sayısı yüksek, bant genişliği yüksek. “Mass” ama “niş”lerin toplamı bir “mass” mecra…

Reklamverenin internete bakışı, “çoluk çocuk medyası”ndan, “kampanya uzantısını besleyen ucuz mecra”ya oradan da “belli hedef kitlelerde kampanyaların vazgeçilmezi”ne dönüşmüş durumda. Belki TV metrikleriyle karşılaştırabildiği için online videoya ise, diğer display araçlara göre daha çok göz dikilmiş durumda.

Online video reklamcılığın anlamlı veri üretmesi için, izleyici verisi, yani hedef kitlede erişim ve frekans datası esas. Online videonun da GRP’si hesaplanabiliyor (iGRP) ve TV medya planlama dünyasının kullandığı GRP ile karşılaştırılabiliyor.

Bu karşılaştırılabilir ölçümleri iyi kavrasak da kavramasak da, karşımızda artık bir online video reklamcılığı gerçeği var: 2010 Mayıs ayına ait bir Comscore raporuna göre, 183 milyon Amerikalı, bir ay içinde toplam 34 milyar video izlemiş! (YouTube’da tekil izleyici başına bir ayda izlenen video sayısı 100). EMarketer’ın Temmuz 2010’da yaptığı tahmine göre, 2014’e dek, online video, sürekli büyüyen dijital reklam yatırımından aslan payını alacak: 5 yılda 13.6 milyar ekstra dolar online reklamcılığa akarken, bunun üçte biri online video reklamlarına gidecek. Emarketer’a göre; bu büyüme, daha iyi hedefleme arayan marka yöneticilerinin, bütçelerinin her yıl daha büyük kısmını internete kaydırmalarından kaynaklanacak.

Performans Önemliyse…

Medya planlamacılar olarak, online videoya olan sevgimizin daha başka nedenleri de var: Online video reklamı işe yarıyor. Online video reklamcılığı bilinirlik hedefli kampanyalarda da , trafik üretme amaçlı olanlarda da çalışıyor. Yani, online video reklamcılığına, sadece TV reklam kampanyalarına destekçi, GRP tamamlatacak bir araç olarak değil, pekala conversion bazlı iyi sonuçlar üretebilen bir araç olarak da bakmalı.

DoubleClick, 2009 Haziran Benchmarks raporunda online video reklamların ortalama CTR’larda standart display’e göre rekor kırdığını açıklamış (% 0.1e karşı %5 gibi bir oranla!).

Konu engagement veya dönüşüm olduğunda da durum değişmemiş, Reklam interaksiyon oranlarında videosuz rich-medya reklamlar karşısında video reklamlar, %20 gibi performans farklılıkları ortaya konmuş.

Video reklam network’ü BrightRoll’un bir araştırmasında, büyük bir paketli tüketim malları şirketinin 5 ay süren online video reklam kampanyası, mağaza içi satışları %6 arttırmış.

Bizim Pazar…

Ülkemizde de, pazarda ciddi bir kıpırdanma var. Video içerik sağlayıcı siteler, kullanıcı katkılı içerik siteleri ve video player altyapısı sunan oyuncular artıyor. Ölçümleme şirketleri temel demografik ölçümleme algoritmaları ile online video altyapılarının ölçümlemesini bağdaştırıyorlar. 2011 sonunda online video reklamın cirosu 3-4 kat artabilir diye düşünüyorum. Bu artışın sebepleri; yükselen TV CPP’leriyle markaların reklam kuşaklarından atılma yüzdesinin artması, yeni RTÜK düzenlemesiyle TV reklam kuşaklarının süre olarak daralması ve GRP odaklı markaların planladıkları GRP’yi TV’den alamamaları sonucu reklam spotlarını internetten izlettirip yüksek reach elde etme eğilimleri olacak. Video prodüksiyonu çok ucuzladı, dolayısıyla içerikte artış olacak, geniş bandın da derinden yaygınlaşıp ucuzlamasını da göz önüne alalım…

2011’in online video reklamcılığın yılı olacağına işaret eden bir çok gösterge var. Bekleyip, göreceğiz.