Berbat sitelerin berbat olma sebepleri ve çareleri

404Yeni sitenizi özene bezene yaptırıp yayına açtırdınız. Şimdi arkanıza yaslanıp müşterilerin akın etmesini beklemek kaldı… Eee, durum ne? Gelen giden yok mu? İki hafta geçti, hala mı kimsecikler yok?

İşte bu durumun sebepleri:

1) BU DEVİRDE FLASH?

Adobe 3 yıl önce Flash’ı bıraktı, her yer akıllı telefon, tablet dolu, bizim eski moda “webmaster”larımız hala HTML5’e geçemedi. Hiç birşey bir siteyi yavaş yüklenen, hatta cihaza ve browser’a göre hiç yüklenmeyen Flash sayfalar kadar arkaik gösteremez. Hiç birşey bu devirde kullanılan Flash intro kadar da berbatlaştıramaz. Ana sayfanız ‘intro’nuz olsun. Kendinizi kısa ve öz bir metinle anlatmayı seçin, yanar döner animasyonlarla değil.

2) KİMSİNİZ SİZ?

Kullanıcı daha ana sayfadan kim olduğunuzu, ne sattığınızı anlamıyorsa, zahmet edip Hakkımızda bölümüne tıklayacağını hiç düşünmeyin. Şirketinizin misyonunu, ne iş yaptığını, ne hizmet / ürün sattığını kocaman bir banner ile ana sayfanıza koyun. Logonuz da büyük büyük yerini alsın.

Devamını Oku

Başarılı dijital pazarlama için yıkmanız gereken 3 tabu

basarili_dijital_icin

Nasıl yarım yamalak bir iş planından hayır gelmezse, bütünsel bakılmayan dijital pazarlama yatırımından da hayır gelmez.

Sosyal medya ekibiniz kurumsal hesaplarınızın aranınca bulunmasını dert etmiyorsa, ya da tersi, SEO uzmanınız sosyal medya platformlarını umursamıyorsa, birileri küçük düşünüyor, onları denetleyen birileri de bütüncül bakış görevini yapmıyor demektir.

Sağ kolun sol kolun ne yaptığından haberi olmadığı durumları sık yaşıyor musunuz? Parçalarını bir türlü birleştiremediğiniz bir bozyapla sık sık başbaşa kalıyor musunuz? O zaman, şirketinizin görüntüsünün bozulması, olmayacak beklentiler yaratılması veya paranın boşa akıyor olması büyük ihtimal. Bunlar yetmezmiş gibi, birileri de dijitale giden paranın hesabını vermekten bol terminoloji ve kutsal bir işle uğraşıyor pozlarıyla habire kaçmayı başarıyorsa vay halinize…

Şimdi masadaki pazarlama bozyapının en önemli dijital parçalarına bakalım. Sahip olduğunuz yayın araçları, yani mutlaka terim kullanacaksak, owned media:

Devamını Oku

ZMOT: Bildiğimiz Pazarlamanın Sonu

 

 

 

 

 

 

 

 Pazarlama literatüründe “İlk Karar Anı Teorisi”ni – FMOT ya da First Moment Of Truth– duymuşsunuzdur. Teoriye göre, reklam mesajıyla karşılaştığımızda bir ihtiyacımız tetikleniyor, ikinci aşamada markete gidiyoruz ve raftaki ürünle karşılaşıyoruz ve halihazırda ikna olduğumuz için satın alıyoruz, sonra eve gidip kullanıyoruz ve reklamdaki vaat doğru mu bakıyoruz.  İlk aşama uyaran, ikinci aşama raf ve üçüncü aşama deneyim.

Çalıştığım ajans UM’in bağlı bulunduğu IPG’nin çatısında hizmet veren Shopper Sciences şirketi ve arama devi Google tarafından gerçekleştirilen çalışmaya göre artık bu karar anı teorisi değişti: FMOT, ZMOT’a (Zero Moment of Truth’a) dönüştü.  Artık reklamı gördüğümüz andan itibaren ihtiyacımız tetiklendiyse internette araştırıyoruzi ürünü kullanan diğer kişilerin yorumlarını okuyabiliyoruz.  İkna olduk ve satın aldık, kullandık diyelim, ürünle ilgili fikrimiz olumsuzsa bunu yine internette paylaşıyoruz ve başka birinin “raf” aşamasını yok edebiliyoruz.

İçinde bulunduğumuz dönem, bildiğimiz anlamda pazarlamanın değiştiği dönem. Her gün cep telefonları, bilgisayarlar ve tabletlerde yüz milyonlarca satın alma kararı alınıyor veya iptal ediliyor.  Marka ne yapmalı? İşe online’daki tüketici algısını yönetme işini çok ciddiye almakla başlamalı. Başlamak gerçekten de bitirmenin yarısı. İkinci yarı şöyle: Marka ve rakipler hakkında konuşulanları dinlemek, pazarlama iletişim stratejisinde buna göre güncelleme yapmak, ürün ile ilgili zayıf noktalarda kaliteyi arttırırken, tüketici memnuniyetini yükseltip, bu olumlu deneyimleri paylaşanları  yaratmak…

Araştırma sonuçlarını şuradan indirebilirsiniz.

 

IAB Interact 2012’den bildiriyorum.

Interact Kongresi BarcelonaIAB (Interactive Advertising Bureau) Europe’un interaktif reklam sektörü kapsamında her yıl düzenlediği seminere bu yıl IAB Europe Mobil Komite üyesi olarak katıldım.

Art Otel’de (sanırım Barcelona’nın en güzel oteli) düzenlenen konferansın ana konusu “Big Data”. Geçen sene dijitalin markanın toplam iletişim planı içindeki rolü ve geleneksel mecralar ile etkileşimi merkez alınmıştı. Gerçekten de data denizinde yüzüyoruz. Buraya “hit”lerden”tıklama sayıları”ndan geldik, hem de çok kısa bir sürede. Artık AdEx’ler, DSP’ler dönemindeyiz, hedef kitleyi demografik, sosyodemografik, ilgi alanı, son gezdiği içerikler vb. gibi bir yığın kritere göre filtreleyip, kampanyaları gerçek zamanlı olarak optimize ettiğimiz, attribution modellemeleri yaptığımız bir denizde… Aynı konulu panelde biz dijitalcilerin de kendimize sık sık sorduğumuz soruyu sordular? İyi de sektör bu datayı medya karmasına katmaya hazır mı? Daha da önemlisi sektörün bu denizde yüzebilecek insan kaynağı var mı?

Konferansın yine en ilgi çeken bölümü Türkiye dahil 26 Avrupa ülkesindeki dijital reklam harcamasını yansıtan AdEx Benchmark anketi sonuçlarıydı. 2011 epey zorlu ekonomik şartlarda geçmiş olsa da, Avrupa’da online reklam pazarı 2010’a göre %14,5 büyümüş. ve 20.9 Milyar €’ya ulaşmış. 2011’de tüm reklam pastası ise (online da dahil) sadece %0,8 büyümüş. Türkiye dahil … ülkede her 5 Euro’nun 1 Euro’su dijital reklama harcanmış.

Dijital reklam pazarı büyümesinde Rusya % 55,5 ile ilk sırada, ayrıca pazar büyüklüğünde 6. sırayı kapmış. Avrupa ülkelerinde dijital reklam pastasının %68’ini 5 ülke oluşturuyor: İngiltere, Almanya, Fransa, İtalya ve Hollanda.

 

Tersine Dijital Bölünme


Ezberler bozuldu: Türkiye’de internet bir kitlesel mecra artık. İnternet ölçümleme araştırmamız, ülke nüfusunun üçte birinin internet kullanıcısı olduğunu gösteriyor (hem de sayıya internet kafelerden bağlananları tam olarak dahil etmeden). Kaliteli içerik arttı, bağlantı ve bilgisayar sahibi olmak ucuzladı, markaların ulaşmaya çalıştığı hemen tüm hedef kitleler online.

Bu durum nasıl bir potansiyeli barındırıyor:

×          25-44 ABC1 SES grubunu mu hedefliyorsunuz, televizyon kampanyanızı dijitalle destekleyip, 6 milyon potansiyel tüketiciye de internetten ulaşabilirsiniz.

×          12-24 yaş arası gençler mi dediniz? 12 milyon her daim online genç karşınızda.

×          Kampanyanızı gazetelerin arka kapaklarını kapatmakla sınırlamayın, aynı gazetelerin ve haber sitelerinin ana sayfalarını da çok uygun fiyata boyayabilirsiniz, 10 milyon potansiyel müşteriniz haberi online’da okuyor çünkü.

×          Rating rekortmeni dizideki kuşaklara giremedinizse üzülmeyin, reklamınızı online dizi yayınlarının önüne koyabilirsiniz, 5 Milyon kişi o diziyi internetten izliyor.

İster yüksek erişim planlayın, ister ince kesitlere seslenin, internet kullanıcıları her kabın şeklini alıyor: Ajansınıza “Online reklamlarım, üç büyük şehirde yaşayan, üniversite mezunu, özel sektör çalışanı, otomobil sahibi, 15 yaş altı 2 çocuğu olan anne ve babalara görünsün” brief’ini verebilirsiniz mesela.

Gelgelelim, ülkemizde dijital pazar bir çelişkiler yumağı. “Digital divide” dedikleri bizim pazarda biraz tersine işliyor, online kullanım alışkanlıklarına bakınca internet kullanıcıları, sektörümüzün ilerisinde görünüyor.

Emekli memurlar maçları internetten stream ederken, çalışan kadınlar blog’ları sıkı takibe almışken, e-ticaret son iki yılda kendini katlamış, anneannelerimiz Facebook post’larımızı “like” ederken bakalım bizim pazarlama iletişimi tarafında neler oluyor:

×          TV reklamımızın prodüksiyon bütçesi 1,5 milyon TL, aynı kampanyanın web sitesine ayrılan para 15 bin TL. “Kampanya banner’ları mı? Bedava olmalı tabi ki.

×          Medya ajansımız reklamverenine sunum yapıyor: Slide’lar sırasıyla; televizyon, basın, outdoor, radyo, sinema veee internet. Dijital dediğiniz, 360’ın son deliği.

×          “Yüksek ROI hedefli internet kullanımı mı dediniz? Hmm, çok sıkıcı. Onu bırakın da, rakibin sitesine koyduğu oyuna bakın. Biz de böyle birşey yapalım. Markamızı sulandırsa da yapalım. Azıcık bir paradan bahsediyoruz zaten, istediğimizi yaparız. Hem bizim dijital ajans çok zıpır, toplantılar eğlenceli geçiyor.”

×          “Sosyal medyada olmak istiyoruz, olup da ne yapacağız, nereye varacağız, bilmiyoruz. Düşünmedik ve hatta düşünmeyeceğiz de. Sosyal medya bizim için araç değil, en ulvi amaç. Ötesi yok. “Post” etmeyi bizim yeni stajer halleder zaten.”

Dijitale böyle yaklaşanlar, dikkat edin, ona “yeni medya” diyorlar. Bu, basit bir telkin metodu. “Yeni” olunca, onu öğrenmek, sindirmek, hep bir sonraki haftaya ertelenebilen ev ödevi haline geliyor, içler rahatlıyor. Oysa adına ister “yeni”, ister “interaktif”, ister “tıklamalı mucize” ne derlerse desinler, dijital hakkındaki iki acı gerçekle yüzleşmek zorundalar:

  1. Dijital hiç yeni değil, örneğin ülkemizde en az 15 yıldır gayet ciddi bir mecra.
  2. Dijital ertelenebilir değil, dolayısıyla dünya dijital medya sayesinde tarihte benzeri görülmemiş biçimde değişirken, sektör, bilgisizlik-erteleme-umursamazlık üçgeninde döneniyorsa, sadece kendine zarar verir.

Kırmızı hapı yutmak isteyenlere naçizane öneriler:

Ajanslar Marka yetkilileri
En düşük fiyatı vermeye çalışıp, kendinizi bitirmeyin, “dijital değeri” yaratan, hatta tanımlayan ajans olmaya çalışın. Özellikle global network ajansları, en iyi uygulama örneklerini getirip, deneyimleyip, en iyi çalışan uygulamalar üzerine gitmeli. Elbette konkur açmalısınız, ama en düşük fiyatı vereni değil, marka hedeflerine birlikte koşabileceğiniz en yenilikçi iş ortağını seçin. Parlak fikirleri hayata geçirirken de hakettikleri zamanı ve bütçeyi ayırın.
Öğrenmeye ve uygulamaya emek, zaman ve para ayırın. İmkanınız elveriyorsa her dijital semineri izlemeye çalışın, ötesine geçin, bol bol okuyun, online bültenlere abone olun, webcast’leri takip edin, tek bir alana odaklanmadan ve tekniğe saplanmadan bütünsel bilginin peşinden gidin. Dijital pazarlama yöneticiniz değiştiğinde, kurum, deneyimleri ve öğrenilenleri kaybediyorsa, bir sorun var demektir. Yapılanları iyi takip edip, başarılanların üzerine yenilerini inşa etmenin bir yolunu bulun. Ajanslarınızı da her seferinde yeni gelene herşeyi baştan aktarmak zahmetinden kurtarmış olursunuz.
Yeteneği çekmeye ve tutmaya çalışın. Dijital nefes alıp online’da yaşayan bir nesil iş dünyasına giriyor. Kurum kültürünüz bu insanların rahat edebileceği, bilgilerini geliştirip, paylaşabilecekleri bir ortam yaratırsa, onları başka sektörlere kaptırmazsınız. Hiyerarşide yukarı doğru çıktıkça, karşılaştığınız yöneticiler giderek daha analog kişilerse, dijital eğitimlere onları da dahil etmeye çalışın, dünyadan ödül kazanmış projeleri ve yarattığınız iyi dijital işlerin sevincini paylaşın.