Sosyal medyada içerik yönetimi

Evet, farkındayım, çok abuk bir durum: Twitter kapalı, YouTube kapalı, ben vakumda yaşar gibi hala sosyal medya pazarlama hakkında blog yazısı yazıyorum. Lakin kendimi durduracak değilim, çünkü kafa reddediyor, bildiğim en iyi iş bu çünkü… Bir de su yolunu bulur, inanıyorum.

Sosyal medya takip dedik, etkileşim dedik, sırada içerik yönetimi var. Sosyal medya marka ile kullanıcı ve kullanıcı ile kullanıcı arasında etkileşim demektir, sohbet demektir… Evet ama biraz eski tarz da olsa, markanın tek taraflı olarak mesajlarını itmesine de izin var. Sağlam içerik, sosyal medyadaki markanın olmazsa olmazı. Sevdiğimiz markaların bize eğlenceli veya faydalı içerik sunmasını ummuyoruz, artık talep ediyoruz.

Üç yıl önce yazdığım “Her Marka Bir Yayıncıdır” başlıklı yazımda, “İş hayatım boyunca, bir çok markanın aynı zamanda bir yayıncı da olduğunu anlayamamasını, elindeki ilginç ve zengin içeriği değerlendirmek bir yana, orada olduğunu bile farketmemelerini şaşkınlıkla izledim, izliyorum. Belki içeriklerinin değerini anlayamıyorlar, belki nasıl yapacaklarını ve sürdüreceklerini bilemiyorlar, belki de büyük bir şirket olmanın getirdiği bazı engellere çarpıp, fazla uğraşmadan vazgeçiyorlar...” diye yazmışım. Markaların sosyal medya iletişim stratejilerine ellerindeki değerli içeriği yaymayı eklemeleri için önerilerimi sıralamışım.

Bazı markalar için o zamandan beri köprünün altından çok sular geçti, bu işi çok başarılı yapıyorlar, bazıları ise hala kendi iç duvarlarına toslayarak, pek içerik üretmiyor, paylaşmıyorlar. Bu arada sektörde, o zamanlar “marka içeriği” diye vurgulanıp geçilen kavram, son bir yıldır büyükçe bir içerik pazarlaması külliyatına dönüştü. Amerika ve Avrupa örnekleri gibi bizde de içerik ajansları türedi, yeni hype “content marketing” için sunumlar yapıldı, seminerler verildi. Yine iş olduğundan daha komplike hale getirilmeye çalışıldı, ki bunun arkasındaki sebepler malumunuz.

Neyse, ben, hayatın bu kadar karmaşık olmaması gerektiğine, dijital pazarlamanın da gerekli sistemi kurduktan sonra herkes için kolay olacağına inanıyorum. Marka yetkilisi, sosyal medyaya içeriğini göndermeden şunları gözönünde bulundursun, yeter…

 1. Platformların hakkını verin

Facebook’ta paylaştığınız mesaj blog’daki ile birebir aynı olmak zorunda değil. Aynı metne, görsele veya videoya link veriyor olabilirsiniz ama her platformun yetenekleri ve iletişim kuralları farklı. (Pek yakında, “dört büyük sosyal ağda nasıl yol bulunur, nasıl uzmanlaşılır” hakkında bir yazı yazacağım).

2. İçeriği paylaşılabilir hale getirin

İçeriğiniz sağlamsa, kullanıcı arkadaşıyla paylaşmak isteyecektir, viral olarak yayılma gerçekleşirse büyük lüks. Bu olası lüksten faydalanmak için de içerik rahat paylaşılabilir olmalı. Ortalama 100 takipçisi olan 20 takipçiniz yazdığınız tweet’i RT’lese, geldi size 20.000 görüntülenme. Blog veya web sitenizde “social share” butonları otomatik gelmez, ekle(t)melisiniz.

3. Kim, hangi işten sorumlu, baştan belirleyin

En baştan, şirketinizin sosyal medya hesapları için içeriği kimlerin üreteceği, kimlerin denetleyeceği ve kimlerin hesaba girip post edeceği belli olsun. İçeriğin üretiminden yayınına dek olan akışı gösteren basit bir şema iş dağılımı yapar, yetkileri sınırlar. Üşengeçlik etmeyin, çünkü bu tip şemalar, işlerin yoğunlaştığı zamanlar için ilaç gibidir. En çok da olası bir sosyal medya krizinde, her kafadan bir ses çıkarken, sorunun nereden patlak verdiğini anlamak ve çözmek için elzemdir.

4. Mobil kullanıcıları unutmayın

Mobil çok önemli, hepimiz biliyoruz… Akıllı telefonluların %78’i, tablet kullanıcılarının %74’ü, cihazlarını sosyal medya iletişimleri için kullanıyorlar ve belirli bir ücret karşılığında sınırsız kullanım için en çok tercih edilen uygulamalar yine sosyal medya uygulamaları (Deloitte Türkiye 2013 Mobil Tüketici Anketi). Yani, tabletler ve cep telefonundan içeriğinize kolayca ulaşmak isteyecek kişileri küstürmeyin. Sitenizin, blog’unuzun mobil kullanıcıya da uygun geliştirilmesini sağlayın, geliştirilirken “responsive” tasarım ve kodlama isteyin.

5. Haftasonları ve akşamları pas geçmeyin

Facebook’a, Twitter’a ne zaman girdiğinizi, YouTube videolarına ne zaman baktığınızı düşünün, diğer kullanıcılar da sizin gibi. Haftaiçi 9 – 6 çalışıyor olabilirsiniz. Ama bilin ki, sadece mesai saatlerinde değil, akşamları ve haftasonları da markanızın sesi duyuldukça,  rekabetin önüne geçeceksiniz. Bu zamanlarda içerik girmek için organize olun. Olamıyorsanız, “Later Bro” uygulamasıyla veya benzerleriyle hem Facebook hem Twitter post’larınızı önceden girin, yayın zamanını ayarlayın, vakti gelince içerik yayınlansın.

6. Eldeki içeriğiniz mutlaka değerlidir, yayınlayın

Hemen her markanın elinde kendisiyle, sektörüyle, alanıyla ilgili ilginç içerik mutlaka vardır. Markanın sosyal medya topluluğu, nicelik ve nitelik açısından da iyiyse, işlem tamam. Farklı başlıklarla farklı formatlarla içeriği gönderin, bakalım hangisi daha iyi tepki alıyor, trafik getiriyor. Önemli püf noktası şu: kendinizden bahsetmeyi abartmyın, sürekli kendi markanızın içeriğini pompalamayın. Bunun için okuduğum bazı makaleler, 10-4-1 kuralını öneriyorlar: Her 10 dışarıdan içeriğe karşılık kendi içeriğinize 4 link verin, 1 tane de sitenizdeki görece daha  değerli içeriğe. Bu görece daha değeli içerik mesela kapsamlı bir raporsa, kullanıcıdan en azından iletişim bilgisini almadan indirtmeyin.

7. Hangi metod daha iyi işliyor, kendiniz karar verin

Facebook’a post etmek için en doğru zaman hangisi, blog yazısı ne hakkında olmalı… Bunların kuralı yok. İçerik yayınlamanın etkili yöntemini, içeriğinize ve organizasyonunuza göre zamanla kendiniz bulacaksınız.

8. Kampanya takviminizle tutarlı bir içerik takvimi oluşturun

Orta ve büyük ölçekli şirketlerde genelde birkaç pazarlama takvimi vardır. Geniş bir dönemi kapsayan pazarlama takvimi, altında dönemsel kampanyalar…  Bunlarla tam tamına olmasa da olabildiğince tutarlı bir sosyal medya içerik takvimi yapın: Blog yazılarını, Facebook uygulamalarını, video içeriğinizi bu kampanyalarla tutarlı zamanlamalara oturtun. Önemli nokta tüm sorumlu ekiplerin bu takvimden haberdar olması.

9. Linklere takip kodu koymayı unutmayın

Atıflandırma analizi , sosyal medyada hangi platformun işinize daha çok yaradığını bulmak için gerekli. Yılın sonunda ne kadar zaman harcadık, ne kazandık bakarken, yani yatırım getirisi hesaplarken de lazım. Sosyal platformlardan içeriğinize link verirken,  site istatistiklerinizde platform adının veya kodunun “referans veren” olarak görünmesini sağla(t)malısınız. Böylece içeriğinize ziyaretçi Facebook’tan mı, Linkedin’den mi daha çok gelmiş, gelmiş ve ne yapmış, analiz edip, içerik stratejinize ince ayar yapabilirsiniz.

10. Farklı platform ve içerikle deney yapmaktan korkmayın

Bu işin pek sabit kuralları yok. Rakip markada işleyen platform ve içerik formatı sizin markanız için işlemeyebilir… Her yeni veya parlayan şeye  atlamak da doğru değil elbette, sadece en büyük ve zorunlu platformları kullanırken, arada yeni bir tanesini deneyimlemek yeni bir fırsat doğurabilir demek istiyorum. Aşağıda hangi sektör için hangi sosyal ağ konulu basit bir tablo hazırladım. Umarım işinize yarar:

Hangi sosyal medya platformu hangi sektör hangi içerik

 

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.