sosyal_medya_engagement_yonetimi

Meşgul pazarlama dünyası insanları için, her seferinde tek pasta dilimi, 5 dilimde sosyal medya pazarlamasını yiyip bitirecekleri yazı dizisine devam.

Sırada sosyal medya pastamızın ikinci dilimi var: Engagement.

“Sosyal medya demek, engagement demek.”

“Tüketici ile etkileşime geçme fırsatını kaçırmayın…”

Son 5 yıldır maruz kaldığımız bu tip söylemlere aşinasınız değil mi? Derin bir öff çektiğinizi duyar gibiyim. Başarıları kendilerinden menkul sözde sosyal medya gurularımız “iyi de nasıl? ” sorunuza açık seçik yanıt verselerdi, bu gayet doğru önermeler şu anda içinizi bu kadar sıkmazdı. (Bunca yıldır bu işin içindeyim, hala başı sonu belli olmayan, “facebook bir ülke olsaydı” ile başlayan, hiçbir pratik iş akışı önermeyen, ordan burdan toplanmış çeviri slide’larla dolu sunumların verdiği iç sıkıntısına bağışıklık kazanabilmiş değilim).

Size bir kaç sır vereyim: 

Bu engagement işi, sistem oturduğunda aslında kolay ve de şirket içinde yapılması zorunlu bir iş. (Şirketinizin müşteri ilişkilerini ve itibarını yeni mezun bir gence emanet etmek istemezseniz tabi). Yani çare, kendi işimizi kendimiz yapmak.

“Guru”ların jargon dolu gevelemelerinin ise iki temel sebebi var: Bilgisizlik veya müşteri öğrenirse kendierine ihtiyaç kalmayacağı korkusu.

Sosyal medya müşterilerinizle, potansiyellerle ve markanızı çok seven veya pek de sevmeyenlerle direkt iletişim kurma fırsatını sunuyor. Sonuçta engaged (bunun Türkçesi nedir bilemedim, “angaje olmuş” denmez, “etkileşime girmiş” diyelim) bir kullanıcı marka için en değerli maden. Peki sosyal medyayı kullanarak bu madeni nasıl işleyeceksiniz?

İşte 10 kural:

1. Sizi takip edeni siz de takip edin ve iletişimi koparmayın:
İyi bir follower sayınız var, ama siz bunların sadece küçük bir kısmını takip ediyorsunuz. Bu kullanıcılara şunu söyler: Markam etrafında bir topluluk oluşturdum ama ne söyledikleri umrumda , değil. sizi takip edenleri takip etmeniz ve iletişim kurmanız, size bedavadan birkaç teşekkürle dönecek, bazılarıyla sohbet fırsatı yaratacak, markanızı neden beğendiklerini, ihtiyaçlarını anlayacaksınız ve topluluğunuzun içinde iyi niyet rüzgarları esecek.

2. Sosyal medyadasınız, sosyalleşin:
Açık değil mi? Yine de bazı markalar takipçileriyle, marka sözcüleriyle sosyalleşmiyor, sohbetten uzak duruyor… peki herkesle mi iletişim? Elbette bazı istisnalar da var: troller ve spam’ciler. Bunlarla iletişimin değil başa çıkmanın yolu var, başka bir yazıya…

3. İlişki yönetiminde uzmanlık kazanın:
Herkesin sizle aynı fikirde olmasını bekleyemezsiniz. Çekildiğiniz köşeden çıkıp farklı görüşleri dinlediğinizde, kimbilir belki bir kullanıcı yeni bir fikir için ilham kaynağınız olacak. Bir önceki pasta diliminde (sosyal medyayı dinleme yazımda), marka, rekabet veya sektör için yapılan yorumları takip etmenin önemine değinmiştim.

4. Söyleminize ve ses tonunuza dikkat:
Sosyal medyada konuşma tarzınız çok mu resmi yoksa biraz ciddiyetten uzak mı? Tonunuz hedef kitlenizle uyumlu mu yoksa onlar açısından oek de çekici bulunmuyor mu? Bu sorulara dürüst yanıtlar verin, gerekiyorsa tonunuzu değiştirin. bunu yaparken kurum kültürünüz size yol göstersin.

5. Kısa ve öz konuşun:
Bir araştırmaya göre, 100 veya daha az karakterden oluşan tweet’ler uzun olanlarına göre %17 daha fazla yanıt, retweet, mention, favorites vb. yani engagement alıyormuş.

6. Marka bilinirliğinizi destekleyin:
Yeni başlayacak reklam kampanyanızın tohumlarını sosyal platformlarda atabilirsiniz. Sektörünüzün fikir önderleriyle işbirliğine girebilirsiniz: kaliteli ve doyurucu içerik üretin, bu fikir önderleri ile paylaşın, sonra da onların size yönlendirdiği follower’ları saymaya başlayın.

7. Aşırı paylaşma hastalığına yakalanmayın:
Bazen aklımızdan geçen her cin fikri paylaşmak isteriz, bazen de her gün en az 10 tweet atılacak diye yöneticilerimiz bizi buna zorlar. Unutmayın, önemli olan nitelik yani topluluğunuz için ilginç, komik veya bilgilendirici olan şeyler. Kendinizi fazla kaptırırsanız topluluğu bayıp, markaya kısmi zarar verdiğinizin de son farkına varan da siz olursunuz. Önerim haftanın her günü için ilgi çekici bir konu seçmeniz, yani kendinize bşr içerşk takvimi oluşturmanız.

8. Her konuşmaya atlamayın:
Markanızın, şirketinizin adının geçtiği her tweet’e her sohbete dalmayın. bazen takipçilerinizin, fan’larınızn veya influencer da dediğimiz fikir önderlerinin yanıt vermesi daha iyidir. baştan ne tip post’lara sizin yanıt vereceğiniz, hangilerini kendi haline bırakacağınızaüstünkörü de olsa şirketçe karar vermiş olun.

9. Olabildiğiniz kadar transparan olun:
Açıklık sosyal medyada güven kazanmak için çok önemli. Şirketinizdeki arka plandaki çalışmalardan örnekler paylaşabilirsiniz. Üretim sürecine dair videolar, işyerinden fotoğraflar, etkinliklerden fotoğraflar, yönetim ekibinin katılacağı Google Hangout seansları.

10. Hem pozitif hem negatif yorumları yanıtlayın:
Pozitif olanları yanıtlayıp teşekkür ederken negatifleri silmek ne kadar çekici olsa da, sakın silmeyin. negatif bir yorum geldiğinde derin bir nefes alın, bunu yapıcı bir eleştiri olarak ele alıp yanıtlayın. Çözüm bekleyen bir sorunu dile getiren kişi belli ki sizden bir çare umuyor. Yorum sahibi spammer veya troll olsa anlarsınız zaten. Yapılacak en iyi şey hemen ilgilenmek, çözümü hemen bulamıyorsanız da süreci anlatıp zaman istemek.

Siz ne dersiniz?

Haftaya: İçerik Yönetimi.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.